19 Şubat 2012 Pazar

yaşam, aldığımız soluklarla değil, soluk kesen anlarla ölçülür

 
Zorunlu olmayan sayıları çöpe atın: yaş, kilo, boy.
Sadece neşeli arkadaşlarınız olsun.
Suratsızlar, negatifler sizi aşağı çeker.
Öğrenmeyi sürdürün: Bilgisayar, el sanatları, bahçecilik, ne olursa.
Beyniniz âtıl kalmasın. Âtıl kafa, iblisin tezgâhıdır.
İblisin adı da, alzheimer’dır.

Küçük şeylerden zevk almaya bakın.
Sık sık, uzun uzun, vargücünüzle gülün. Soluksuz kalıncaya kadar gülün.
Gözyaşları olacaktır. Katlanın, yas tutun, başka yaşantılara geçin.

Sevdiklerinizle doldurun çevrenizi, aile, kedi, köpek, kuş, balık,yadigârlar, müzik, bitkiler, hobiler, ne olursa.
Eviniz sığınağınızdır. Tadını çıkartın.

Sağlığınızın kıymetini bilin. İyiyse üstüne titreyin.
Bozuksa düzeltin.
Siz kendiniz düzeltemiyorsanız yardım sağlayın.

Vicdan azabından uzak durun.
Çarşı pazarda gezin, komşu illerde dış ülkelerde dolaşın,
ama sakın suçluluk, pişmanlık duygusuna yönelmeyin.

Sevdiğiniz insanlara onları sevdiğinizi söyleyin, hissettirin her fırsatta.

Ve hiç unutmayın ki yaşam, aldığımız soluklarla değil, soluk kesen anlarla ölçülür.......

16 Şubat 2012 Perşembe

ŞİMDİ SÖYLEYİN BAKALIM:)


Denizin ortasında bir kaya düşünün..
Bu kayanın üzerinde uzunca bir tahta..
Bir tarafta kafesin içinde bir kuş,
Diğer tarafta da kafesin üzerinde bir kuş..
Kafesteki uçamıyor,kafesin üstündeki uçabiliyor,
Fakat uçarsa diğer kapatılmış kuş denize düşüp boğulacak..
Serbest kalan kuş sırf o düşmesin diye uçmuyor..

Şimdi söyleyin bakalım !
Kafesin içindeki mi ?
Yoksa
Üstündeki mi olmayı isterdiniz ?

10 Şubat 2012 Cuma

ordan burdan şurdan:))

erken gelen sevgililer günü...
















çalış çalış nereye kadar:))












oğluşumun atıştırmalıkları...






hafta sonu istanbul yolcusuyum...çok heyecanlıyım.oradaki çekirdek ailemi ve özelliklede canı çok özledim.hayatımın anlamı kızım oğlum torunum veeee bizim damat memo ile 3 gün hasret gidereceğiz.umarım hayırlı haberlerle dönerim.herkese iyi hafta sonları.sevgiler...

hayattan ufak tefek esintilerden çekiliş...

bu tepsiye bayıldım.hemen çekilişe katılıyorum.şansını denemek isteyen ...http://hayattanufaktefekesintiler.blogspot.com/

8 Şubat 2012 Çarşamba

KÜÇÜK İSTAVRİT

üçük istavrit yiyecek bir şey sanıp hızla atıldı çapariye..
Önce müthiş bir acı duydu dudağında
Gümbür gümbür oldu yüreği
Sonra hızla çekildi yukarıya
aslında Khep merak etmişti denizlerin üstünü 
neye benzerdi acep gökyüzü
bir yanda büyük bir merak
bir yanda ölüm korkusu..
ne çare balıkçının parmakları hoyratça kavradı onu 
küçük istavrit anladı, yolun sonu..
Koca denizlere sığmazdı yüreği 
Oysa şimdi yüzerken küçücük yeşil leğende
cansız uzanıvermiş dostlarına değiyordu minik yüzgeci..
İnsanlar gelip geçtiler önünden,  bir kedi,
yalanarak baktı gözünün içine,
yavaşça karardı dünya başı da dönüyordu.
son bir kez düşündü derin maviyi, beyaz mercanı
bir de , yeşil yosunu..
işte tam o anda eğilip aldım onu..! 
yürüdüm deniz kenarına
bir öpücük kondurdum başına
iki damla gözyaşından ibaret sade bir törenle saldım denizin sularına..
bir an öylece bakakaldı.! 
sonra sevinçle dibe daldı gitti, tüm kederimi söküp atarak
teşekkürü de ihmal etmemişti
birkaç değerli pulunu, elime avuçlarıma bırakarak...
balıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzüme
sorar gibiydiler, neden yaptın bunu niye…
"bir gün" dedim
"bulursam kendimi yeşil leğendeki küçük istavrit kadar çaresiz,

son ana kadar hep bir umudum olsun diye."
Namık Kemal

26 Ocak 2012 Perşembe

BİLEMEZSİN!!

Bilemezsin,
Sana verecek bir armağanı ne çok aradığımı.
Hiçbir şey içime sinmedi.
Altın madenine altın sunmanın ne anlamı var.
Ya da okyanusa su.
Düşündüğüm her şey
Doğu'ya baharat götürmek gibiydi.
Kalbimi ve ruhumu vermemin bir yararı yok,
Çünkü Sen zaten bunlara sahipsin.
O yüzden Sana bir ayna getirdim.
Kendine bak ve beni hatırla. 
 Hz. Mevlana

22 Ocak 2012 Pazar

DİZİMDEKİ YARA İZLERİ...

yaşı yeterince olgun olanlar hatırlarlar...
evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, çok güzel bir ülkede mahalleler varmış. bu mahallelerin çocukları birbirlerini çok severlermiş. dışarıdan gelen parolalı bir ıslığa, uçarak aşağı iner, beraber olacakları anları iple çekerlermiş. kavga etseler de kin tutmaz, her gün yeniden dünyalar kurarlarmış. herkeste paylaşma duygusu, sevgi ve arkadaşlarını kollama duygusu yavaş yavaş gelişirmiş. o zamanlar çocuklar okula servis ile değil, köşe başında buluşarak giderlermiş. onların yolunu gözlememiş evdeki bilgisayar, şehrin en iyi dershanesi, hazırlık kursları. bilmezlermiş hamburgeri, mtv'yi, interneti, cep telefonunu, tetrisi,nintendoyu bilirlermiş duvarların üzerinde sohbet etmeyi, hatıra defterleri doldurup sevgileri keşfetmeyi. bilirlermiş horoz sekercisini, elleri kirli macuncunun tornavida ile koyduğu rengarenk macunları. eve gitmeyi unutmayı, hava kararınca dayak yemeyi, sonra bir ıslıkla tekrar aşağıya kukalı saklambaca kaçmayı. bilirlermiş o hakkında türlü şeyler söylenen evdeki garip adamdan korkmayı, küsmeyi, ayni kıza asılmayı, torbalarla misket toplamayı, gıcır köstek ayırmayı, değiş tokuş, kaybedince kapişi, teksas'ı, tommiks'i, konyakçi'nin dişlerini ,iç içe konan naylon topları, taştan kale direklerini. üç korner bir penaltıyı. üzerine apartman yapılan top sahalarını, sonra o apartmana taşınan yeni dostları ve onları kapma yarışını... otobüsteki biletçinin lastik silgi sarili kalemini, yoğurtçuyu, kalaycıyı, hallacı... evlerin arkasındaki odun kömür depolarını. yakar topun yakışını. mantarlı gazoz kapaklarını, yaldız kazımayı. yandaki mahalle ile alınan kavgayı, her kavganın çıkardığı kahramanı-ödleği. kan kardeşliğini, ip atlama, lastiğe basma, topaç virtiözlügünü, çelik çomağı, kırılan camları, toplanan paraları... açık hava sinemalarını, frigo-buzu...



sonra zamanla bu güzel ülkede durumlar değişmeye başlamış. yaşlar ilerledikçe bu birliktelik, koruma kollama duyguları bu mahallenin çocuklarının başlarına çok işler açmış. daha sonra işsizlik, hayat pahalılığı, enflasyon, köseyi dönme, adamını bulma, mali götürme falan derken, herkes yüzünde soluk bir bakış, içinde hayatın yenilgisi, çaresizlikleri, tatminsizlikleri ile başbaşa kalmış.
çocukları mı? çocukları simdi koca koca apartmanların arasında, nefes alınmaz bir havada, evlerinde, sanal bir dünyada, emniyet içinde ve yalnız yaşıyorlar. anneleri babaları onları çok seviyor. beta kapmasınlar diye kalabalık ortamlara hiç sokmuyor. hafta sonları hep beraber karum ya da galleria'dalar. okul servisleri çocukları neredeyse yataklarından alıyor. çocuklar trafik kaygısıyla köşedeki markete dahi gönderilmiyor. babalar şirketlerin bilançolarını, çocuklar da dershane reytinglerini izliyorlar. hepsi birer test uzmanı, sayısal-sözel yuvarlanıp gidiyorlar. seksek oynamayı değil ama taban puanları çok iyi biliyorlar. hayata açılan pencereleri; windows 95, 98... onlar ekrana, ekran onlara bakıyor ve koca bir hayat dışarıda akıp gidiyor... ve şehrin dışında ağaçlar; tırmanacak, salıncak kuracak, kalp kazıyacak mahalle çocuklarını bekliyor. paylaşmayan, yalnız, bencil, kafesler içinde, gürbüz, güvendeki çocukları... hiç sopa yememiş,ağaçtan düşmemiş, topu yandaki bahçeye kaçmamış,dizlerinde yara kabukları olmamış çocukları...

Can Yücel