11 Mart 2018 Pazar




ELLİ YAŞIN GÜZELLİKLERİ
1. İnsanların ne düşündüğünü artık umursamıyor, olur olmaz şeylere kendini üzmüyorsun.
2. Hayatındaki insanları olduğu gibi kabul etmeyi öğreniyorsun.
3. Görüşmek istemediklerini eliyorsun. “Ama ayıp olur.” devrinin sonu...
4. Herkesin seni beğenmek, sevmek zorunda olmadığını biliyorsun.
5. Egoyu geri plana atmayı öğreniyorsun. Sana iyi gelecek davranış şekillerini uygulamaya başlıyorsun.
6. Yapamadığın, yetişemediğin şeyler için suçluluk duymaktan vazgeçiyorsun.
7. Özgüvenin ve farkındalığın artıyor.
8. Ne istediğini biliyorsun. Boşa harcayacak zamanın yok.
9. Geçmişte yaptığın hatalardan ders çıkarıyorsun. Elinde 50 yıllık bir yaşam kılavuzu oluyor.
10. Hata yapsan da bu dünyanın sonu olmuyor. O hatanın bir gün, işine yarayacağını biliyorsun.
11. Akıntıya karşı değil, akıntıyla birlikte yüzmeyi öğreniyorsun.
12. “Hayır” diyebilmeyi öğreniyorsun. Bak bu çok önemli! “Hayır" diyebilmeli insan
13. Kafana taktığın şeylerin sayısı azalıyor. Hiçbir şey o kadar önemli olmuyor artık.
14. Dayanıklılık gücün artıyor. Hayat seni çoktan birçok acı çeşidiyle test etmiş oluyor.
15. Kendi değerini biliyorsun.
16. Yalnızlığın ve kendinle geçirdiğin zaman eskisinden çok daha kıymetli oluyor.
17. Muhteşem hayatlar yaşadığını düşündüğün insanların, hiç de muhteşem hayatlar yaşamadığını biliyorsun.
18. Hayatta herkes bilmediğin bir problemle mücadele  edebiliyor olabilir. Anlamasan da, anlayış göstermeyi öğreniyorsun...


10 Mart 2018 Cumartesi



Bazı kadınlar pahalı hediye severler.
Spor arabaları, lüks mekanları, hesap ödeyen abileri.
Bazı kadınlarsa, saçlarının taranmasını severler, ayaklarına oje sürülmesini.
Bazıları ise, uyumadan önce masal anlatılmasını, gözlerinin içine bakarak gitar çalan adamları.
Bazı kadınlar takım elbise severler, kaslı kollar.
Bazı kadınlar oduncu gömleği severler. Ve bira göbeği.
Bazı kadınlar, kışları kayak yapmak isterler.
Bazı kadınlar, özel günlerde parfüm hediye eder.
Bazı kadınlar, her gün aynı ten kokusuyla uyanmak için canlarını verirler.
Bazı kadınların telefon rehberi kalabalıktır.
Bilirsin.
Diğer bazıları ise defalarca aynı mesajı okuyup ağlarlar.
ve sen hala tüm kadınlar aynıdır diyorsun...

Öyle mi?

19 Haziran 2014 Perşembe

''Çok Geç Diye Bir Zaman Yoktur''

Okulun ilk günü, ilk derste profesörümüz, önce kendini tanıttı, sonra "Bu yıl, yepyeni bir öğrencimiz var. Çok ilginç biri bakalım bulabilecek misiniz" dedi... Ayağa kalkıp etrafa bakmaya başlamıştım ki,yumuşak bir el omzuma dokundu... Döndüm... Yüzü iyice kırışmış bir yaşlı hanımefendi, bana gülümseyerek bakıyordu... "Ben Rose" dedi.. "Benim adım Rose, yakışıklı... 87 yaşındayım. Madem tanıştık seni kucaklayabilir miyim?.." Güldüm... "Tabii" dedim... "Hadi sarıl bana..." Öyle sımsıkı sarıldı ki... "Bu kadar genç ve masum yaşta üniversiteye niye geldin" diye şaka yaptım.. Minik bir kahkaha ile yanıtladı:
"Buraya zengin bir koca bulmaya geldim. Evlenip birkaç çocuk doğuracağım. Sonra emekli olup dünya turuna çıkacağım..."
Dersten sonra kantine gidip, birer sütlü çikolata içtik. Hemen arkadaş olmuştuk. Ertesi gün ve ertesi üç ay, sınıftan hep birlikte çıktık ve hep kantinde lafladık... Öyle akıllı ve öyle deneyimliydi ki, onu dinlemekle, derslerden daha çok şey öğrendiğimi hissediyordum.
Sömestr boyunca Rose kampüsün ilahesi oldu. Nereye gitse etrafı çevriliyor, çok çabuk arkadaş ediniyordu. İyi giyinmeyi seviyor, diğer öğrencilerin ilgisini çekmeye bayılıyordu. Rose hayatını yaşıyordu. Hepimizden daha canlı, daha dolu yaşıyordu...
Sömestr sonunda, Futbol Balosuna davet ettik Rose'u... Konuşma yapması için... Orada bize verdiği dersi unutmama imkan yok...
Konuşmasını önceden hazırlamış ve bir yığın karta kocaman kocaman yazmıştı. Elinde bu deste ile kürsüye yürürken, kartları elinden düşürdü. Konuşma darmadağın olmuştu. Şaşkın, biraz da utanmış mikrofona doğru eğildi...
"Ne kadar beceriksizim, değil mi?... Özür dilerim... Buraya gelmeden önce heyecanım yatışsın diye bir duble viski attırdım. Sonucu görüyorsunuz... Şimdi bu kartları toplasam bile onları yeniden sıraya koymam mümkün değil... Onun için en iyisi ben size aklımda kalanları söyleyeyim, olur mu?..."
Biz kahkahalarla gülerken, o bardaktan bir yudum su aldı ve konuşmasına başladı:
"Yaşlandığımız için eğlenmekten, oynamaktan, yaşamaktan vazgeçmeyiz... Eğlenmek, oynamak ve yaşamaktan vazgeçtiğimiz için yaşlanırız. Genç kalmanın, mutlu olmanın ve başarıya ulaşmanın sadece dört sırrı vardır... Hergün gülmek ve yaşama katacak mizah bulmak... Bir rüyanız olmalı mutlak... Rüyalarınızı kaybettiniz mi, ölürsünüz. Etrafımızda dolaşan pek çok kişi aslında ölü ve bundan kendilerinin bile haberi yok...
Yaşlanmakla, büyümek arasında çok büyük bir fark vardır... Eğer 19 yaşındaysanız ve bir yıl hiçbirşey yapmadan, hiçbirşey üretmeden bir yıl sırtüstü yatarsanız, sadece bir yaş yaşlanır, 20 olursunuz... Ben 87 yaşındayım ve ben de bir yıl hiçbirşey yapmadan, hiçbirşey üretmeden sırtüstü yatarsam, 88 yaşımda olurum. Herkes bir yılda bir yaş yaşlanır. Bunun için özel bir yetenek ya da bilgiye ihtiyaç yoktur. Oysa bir yaş daha büyümek için, mutlak birşeyler yapmak, üretmek, kendini geliştirecek fırsatları bulmak ve kullanmak gerekir.
Asla pişman olmayın... Biz yaşlılar, genelde yaptıklarımızdan değil, yapmadıklarımızdan pişman oluruz çünkü... Ölümden korkan insanlar, pişman olanlardır... Pişman olmaktan korktukları için hiçbirşey yapmayanlardır..."
Ders yılı sonunda Rose, yıllarca önce başlayıp, yaşam mücadelesi içinde ara vermek zorunda kaldığı üniversiteyi derece ile bitirdi...
Mezuniyet töreninden bir hafta sonra, uykusunda, huzur içinde öldü. Cenaze törenine 2 binden fazla üniversite öğrencisi katıldı.
"Yapabileceğimiz her şeyi yapmak için asla geç olmayacağını" hepimize hem de nasıl öğreten bu muhteşem kadının anısına layık bir törendi bu...
Rose'un öğretisi aslında dünyanın bütün üniversitelerinde zorunlu ders olmalıydı:
"Çok Geç Diye Bir Zaman Yoktur"
her zaman bir rüyanız ve onu gerçekleştirebilecek ruhunuzun olması dileği ile



28 Mayıs 2014 Çarşamba

günaydın...







Gün Aydınnn...
Her yeni gün, yeni bir başlangıçtır... 
Her AN, her türlü yaratım potansiyelini içinde barındırır...
Nefes alın, verirken mutlulukla gülümseyin... 
Sevgilerimle...

27 Mayıs 2014 Salı

BENDE DELİYİM:))




Deli kadınlar dümdüz kadınlardır.
Hileye hurdaya ihtiyaç duymazlar. 
Sizden bir şey istediğinde hiçbir ayak oyununa ya da hesaplamaya gerek duymadan ister….!
Bir şeyi reddettiğinde de bunu yine aynı düzlükte reddeder.
Öldür Allah ikna edemezsiniz..!
Çünkü sizin dünyanızın gücü onu ikna etmeye yetmez..!
Dedik ya; zaman mutlaka deli kadını haklı çıkaracaktır.
Para, pul, kariyer, kimlik, ulus, sınır…, ev, mal, mülk vs. ile asla işi olmaz……!
Bu açıdan ulussuzdurlar onları dünyanın neresinde görürseniz görün şıp diye tanırsınız.
Çünkü ne kahkahaları tutsak, ne gözyaşları sınırlı, ne arzuları mahpus, ne öfkeleri prangalıdır.
Bu duygu durumlarından herhangi birini herhangi bir mekanda, kişi sayısı fark etmeksizin tak diye önünüze koyarlar…
Sevecekse orta yerde sevecektir her şeyin içinde herkesin içinde sizi, dövüşecekse de yine orta yerde…..!
DELİ KADINLAR GÜZEL SEVERLER BENDE DELİYİM...

9 Mayıs 2014 Cuma

yağmur


En çok yağmuru severim ben.
Yağmur darılmaz mesela; 
ne üstüne basana, nede şemsiye açana.
Ve herkese eşit yağar.




29 Ocak 2014 Çarşamba

ne güzel anlatmış


İnsan 5 yaşına gelmeden anlıyor; açlığın öldürdüğünü, soğuğun dondurduğunu, ateşin yaktığını...
Sevgisizliğin insanın canını acıttığını...
Duyguları, nesneleri, kişileri, çevresini tanıyor.
Her şey ona çok büyük görünüyor:
Ev, masa, anne, baba...
10'una gelmeden oyunla, sayılarla, harflerle tanışıyor. Azgın bir iştahla öğreniyor. Kız ya da erkek olduğunu fark ediyor. Dünyanın evde, okulda kendisine anlatılandan da büyük olduğunun ayırdına varıyor.
*
15'inde, tam da en çok kendini sevdireceği çağda, sivilcelenen yüzünden, değişen bedeninden utanırken aşkı keşfediyor.
Dış dünya kadar iç dünyanın da büyük salonları ve kendisinin bile bilmediği odaları olduğunu, açıldıkça o odalardan devasa bahçelere çıkıldığını hissediyor, büyüleniyor. Şarkıların içinde sevdalar gezdirdiğini, şiirin her türden hasreti dindirdiğini anlıyor. Aşk acısını öğreniyor. Yine de seviyor; ille seviyor, inadına seviyor.
20'sinde putlarını yıkıyor, başkaldırıyor, kanatlanıyor.
Her şey ona küçük görünüyor:
Ev, masa, anne, baba...
"Dünya küçükmüş; büyük olan benim" efelenmeleri başlıyor.
Lakin dünya bunu bilmiyor.
O yüzden 20'ler çoğu zaman hayal kırıklıklarıyla geliyor.
*
25'inde ayaklar biraz yere değiyor.
Okul bitiyor, iş telaşı başlıyor.
Sınıfta öğrenilenlerin akı, sokaktaki gerçeklerin karasına çarpıp grileşiyor.
Yolu hızlı gelenler çabuk yorularak, sevdiğini bulanlarsa kalbinden vurularak evleniyor genelde...
5 yıl önce uzak bir ülke olan "istikbal", daha yakına geliyor.
"Bir denizde yangın çıkarma" hayali erteleniyor.
"Dünya zor"laşıyor.
*
30'unda muhasebeye başlıyor insan:
"Dünya hâlâ beni tanımadı, üstelik galiba ben de dünyayı tam tanımıyorum" dönemi...
Mevcut bilgilerin sorgu yeri...
Kuşkunun beyliği...
Tehlikeli yaşlar: "Bunun nesine hayran oldum ki ben" pişmanlıkları, "Hakkımı yediler" sızlanmaları, sırta saplanan hançerler, çelmeler, dost kazıkları, ağır ağır olgunlaştırıyor insanı...
*
35, yolun yarısı...
Hiç okul asmadan, evden kaçmadan, bir terasta sevdiğiyle öpüşüp bir çadırda uyanmadan 20'sine gelenler için gecikmiş telafi çağları...
Daha önce hiç yüz verilmemiş ana-babaların sözüne yeniden kulak kabartılan yaşlar... Olgunluğun karasuları...
40'ında eski kotlar dar gelmeye, saçlara ak düşmeye, aile büyükleri yaşlanıp ölmeye başladığında bocalıyor insan...
Panik, kadınları kuaföre sürüklüyor, erkekleri araba galerilerine; ve ikisini birden yeni sevda hayallerine...
Yiten gençliğe, boyalı saçlarla, içe çekilen karınlarla, kırmızı arabalarla çare aranıyor.
*
45'inde "istikbal" denilen o uzak ülkenin toprağına ayak basıyor insan...
Hem ölüm yarınmış gibi, hem hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamasını öğreniyor.
Eski dostlar, hatıralar kıymete biniyor.
Didişmenin yerini sükûnet, böbürlenmenin yerini nedamet, kinin yerini merhamet alıyor. "Keşke"ler "iyi ki"lerle, hırslar hazlarla yer değiştiriyor.
Bu dünyayı silkelemekten, daha iyi bir dünya için kavga vermekten vazgeçmeseniz de, öbür dünya umuduna da kulak kabartıyorsunuz, ara sıra...
*
Genellenemez tabii; bunlar benim yaşlarım.
Sonrasını bilmiyorum henüz; öğrendikçe yazarım.

Can DÜNDAR

5 Mart 2013 Salı

Temizlik yaptım bugün...


 
 
 
Temizlik yaptım bugün...

Hem de tüm benliğimde
Bütün kaslarımı, sinirlerimi, kemiklerimi hatta kanımı bile temizledim.
Kırgınlıklarımı dışarı çıkardım ilk önce.
Görmenizi isterdim.
Nasıl da çok yer kaplıyorlarmış inanmazsınız.
Bağışlamayı yerleştirdim yerine özenle.
Titizlikle her birinin üstüne ektim tohumlarını.
Her yere görebildiğim göremediğim her yere serptim.
Atarken kırgınlıklarımı bakmadım neydi onlar diye.
Gelecek geçmişten çok daha fazla yaşanası.
Bakmadım merak da etmedim.
Bağışlamayı ekerken tekrar kırılmaktan korkuyordum belki.
Kıskançlığımı çıkardım.
Meğer ben ne az kıskançmışım.
Çok kolay oldu.
Sevindim.
Sanki kaybetmiş bir eşyamı bulmuş gibi oldum.
Çok şükür ki kin ve nefret yoktu yüreğimde.
Nasıl temizlerdim hiç bilmiyorum.
Sıra korkularıma gelmişti.
Çıkarmaya bile korktum önce.
Ne de çok alışmışım onlarla yaşamaya.
Bunca acı ve endişeye nasıl alışılır
İçten içe bir sevgi nasıl duyulur anlayamadım.
Yerini toprağını sevmiş mor bir menekşeydiler.
E ne de olsa iyi bakmıştım onlara.
Her gün yeni yeni korkular ekleyip endişelerimle sulamıştım.
Mutluluklarımı ümitlerimi ne de çok ihmal ettiğimi anladım o an.
Bu ilgiyi onlara verseydim her gün onları düşünüp birer umut daha ekseydim; almadan verip beklemeden sevseydim.
Her şeyden önce içimdeki gücün ve sevginin daha fazla farkında olsaydım böyle bahar temizliklerine ihtiyacım kalmazdı.
Çok zorlandım korkularımla.
Birbirlerinin içine halkalar misali girmişlerdi.
Kenetlenmişlerdi adeta.
Ama onları da sevgiyle çıkardım. . ve onları yaşamaktan hem de bir zamanlar bir kabus gibi yaşamaktan pişmanlık duymadan çıkardım. .
Kızsaydım onlara bağırıp çağırsaydım. yine dönüp dolaşıp geleceklerini biliyordum.

Temizlik yaptım bugün. .

Bahar temizliği.
Neşe ektim hoşgörü güven sevgi ektim. .
Almadan vermeyi sevilmeden de sevmeyi paylaşmayı ektim. .
Korkusuzlukları ektim alabildiğine...
Saatlerce ektim korkusuzluğu...
Mutluluk ektim doğallık.
Sonsuzluk...
Bağışlama ektim.
Sevgi ektim her hücreme.
Coşku heyecan sessizlik ektim.
Tüm güzel fikirler sessizken geliyor bana...
Kabullenme ektim.
Baş eğme değil.
Olduğu gibi kabullenme ...

Edward Morrison

24 Şubat 2013 Pazar

bizim haller:)

bu pazar yatak odamızın balkonunun altına kocaman bir kamyonun yanaşması ile saat 8 gibi fırladık yataktan.yan apartmana taşınan arkadaşların sayemizde fazlasıyla kulakları çınlamıştır eminim.zor geçecek bir pazar...
her pazar yaptığımız gibi cocam ve ben ekmeğimizi pişirdik.biz söke unun hazır ekmek unlarından kullanıyoruz.her seferinde ayrı bir çeşidini deniyoruz.çokta memnunuz.hele o pişerkenki evi saran kokusu muhteşem:))




ardından hızını alamayan ben aylardır boyanarak süslenmeyi bekleyen tepsimi ve ne olarak kullanacağımı bilemediğim çanağa:)) bir el attım bir zahmet.







işte sonuç bu :)



22 Şubat 2013 Cuma

bakmak şahitlik,görmek derinliktir...

 

Adam fısıldadı :
“ Tanrım konuş benimle. ”
Ve bir kuş cıvıldadı ağaçta.
Ama adam duymadı.
Sonra adam bağırdı :
“ Tanrım konuş benimle ! ”
Ve gökyüzünde bir şimşek çaktı.
Ama adam dinlemedi onu.
Adam etrafına bakındı ve
“ Tanrım seni görmeme izin ver ” dedi.
Ve bir yıldız parıldadı gökyüzünde.
Ama adam farkına varmadı.
Ve adam bağırdı,
“ Tanrım bana bir mucize göster ! ”
Ve bir bebek doğdu bir yerlerde.
Ama adam bunu bilemedi.
Sonra adam çaresizlik içinde sızlandı,
“ Dokun bana Tanrım ve burada olduğunu anlamamı sağla ! ”
Bunun üzerine Tanrı aşağı doğru süzüldü
Ve adama dokundu.
Ama adam kelebeği elinin tersiyle uzaklaştırdı.
Ve yürüyüp gitti...

5 Şubat 2013 Salı

TÜM AYDINLIKLAR KADINLARIN OLSUN...

 
Orta yaşlı ve düzgün giyimli bir adam sessizce kafeye girerek köşedeki masaya oturur.

Garsona sipariş vermek için beklerken yan masadaki gençlerin kendisine ba...karak gülüştüklerini fark eder. Belli ki yakasına taktığı küçük pembe kurdele şeklindeki Rozetine gülmektedirler. Bu alaylı bakışları görmezden gelen adam, yan masadakilerin bu ısrarlı sırıtmalarına dayanamayarak elini lacivert ceketinin yakasındaki rozete götürerek,

'Bu mu?' diye bakışanlara sorar.

Yan masadakiler yüksek sesle gülerek,

'Küçük güzel Pembe kurdeleniz lacivert ceketinize pek de yakışmış!' diyerek sırıtmaya devam ederler.

Orta yaşlı adam bu sözü söyleyen delikanlıya dönerek,

'Lütfen masama buyurun bunu tartışalım' der.

Biraz önce tüm sevimsizliğiyle sırıtan delikanlı sebebini anlamadığı bir utanma ve sıkıntı hissine kapılsa da gelip masaya oturur.

Adam anlaşılır ve yumuşak bir sesle,

'Bu Rozet tüm dünyada, içinde olduğumuz ayda, kadınların arasında meme kanseri bilincini yaygınlaştırmayı ifade ediyor.

Ben bu rozeti annemin adına takıyorum' der.

Bu açıklama karşısında başkalaşan delikanlı,

'Çok üzüldüm, anneniz meme kanserinden mi öldü' diye sorar.

'Hayır' diye cevap verir orta yaşlı adam ve devam eder:

'Annem sağ. Küçük bir çocukken kendimi yalnız hissettiğim korkulu anlarımda her zaman başımı saklayabileceğim ve huzur bulacağım yumuşak bir yuvadır annemin memeleri. Annemin sağlığı için dua ediyorum.

'Hımmm' diye kekeler delikanlı.

'Bu rozeti karım için takıyorum' diye devam eder orta yaşlı adam.

'Karınız da herhalde iyi' diye sorar delikanlı.

'Evet, evet' der adam

'Karım benim için aşk ve sevgi kaynağı olmuştur her zaman. 23 yıl önce sevgili kızımızı beslemiştir memesiyle. Karımın sağlığı için Allah'a şükrediyorum.'

'Sanırım kızınızın sağlığı için de takıyorsunuz?

'Hayır.... Kızımı bir ay önce meme kanseri nedeniyle kaybettik.

Yaşının çok genç olduğunu düşünerek ihmal etmiş memesinde fark ettiği kitleyi. Bu nedenle geç kaldık.'

Genç delikanlı, yüzündeki utangaç ve üzüntülü bir ifadeyle,

'Çok üzgünüm bayım. Özür dilerim' der...

Orta yaşlı adam 'Kızımın anısına öğünerek takıyorum Bu küçük pembe kurdeleyi. Bu sayede çevremdekileri de aydınlatabiliyorum. Şimdi evine git, karınla, kızınla, annenle konuş' deyip cebinden çıkardığı küçük pembe kurdele rozetini uzatırken, delikanlı öne eğilir ve takmama yardım edebilir misiniz?' diye mahçup mahçup sorar.


Bu öyküyü Türkiye Meme Vakfı'ndan Dr. Can Gürbüz gönderdi..

Öykünün altına bir de not düşmüş:

'Bir mumun, diğer mumu yakarak aydınlatmasıyla kaybedeceği hiçbir şey yoktur..'

Lütfen bu hikâyeyi yayarak diğer mumları da aydınlatın...

13 Aralık 2012 Perşembe

sevgi dolabı


 
Düşünün ki önünüzde bir dolap var. Bu dolapta 4 bölüm var. Her bölümde kutular. Bu kutuların içinde sevginiz ve nefretiniz var.
En üst bölümdeki kutularda ‘en çok sevdiklerinizi’ saklıyorsunuz.
İkinci bölümde "Seviyorum ama fazla da güvenmiyorum" dediklerinizi.
Üçüncü bölümde "herkes gibi biri benim için" dediklerinizi.
ve
En altta da "nefret ediyorum veya kesinlikle güvenmiyorum" diye adlandırdıklarınızı.
Buraya kadar her şey tamam.
Asıl sorgu şimdi başlıyor. Siz hiç en üst bölüme koyduğunuz birisini, bir tek söz yüzünden, en alt bölümdeki kutulara kattınız mı?
Değerinden fazla değer verdiniz mi birine? Ya nefret ediyorum dediğiniz birini zaman ile sevdiniz mi? Siz hiç yanıldınız mı? Utandınız mı o bir zamanlar arkasından attığınız kişinin şuanda en yakın dostunuz olduğu için? Hiç itiraf ettiniz mi "seni hiç sevmezdim" diye?
Ya da hiç kızdınız mı "ne de çok güvenirdim sana" diye.
İnsan hiç ‘bir söz’ ile en sevdiğini en nefret ettiği kişilerin arasına katabilirimi? Doğru mu? Bir zamanlar göklere çıkarttığınızı yerin dibine atmak olur mu? Yakışır mı size? ALLAH c.c. razı gelir mi?
Hâlbuki bir zamanlar aranızdan su sızmazdı. Yeri gelir ekmeği bile paylaşırdınız, kaldı ki düşünceleriniz, duygularınız. Bu kadar çok şeyi paylaştığın birini tanımamazlıktan gelebilir misin?

Sizlere bir tavsiye…
Hiç bir zaman ilk gördüğünüz birini ‘sevmedim’ diyerek, dolabınızdaki en alt bölümdeki kutulara atmayın. Zaman tanıyın,sabredin.. Gerekirse kutulara kaldırmayın, dolabın önünde bekletin. Zamanı geldiğinde o kişi zaten dolabında bir bölümü kendi seçecektir. Aynı şekilde, ilk gördüğünüz birine ‘sanki 10 yıldır tanıyorum’ diyerek, en üst bölüm’e kaldırıp, yere göğe sığdırmayın. Arkadaşlık, dostluk ve en önemlisi sevgi zaman ister. Senin haberin olmadan o dolabında kendine yer bulacaktır. Yeter ki siz sabredin ve dolabınızı geniş tutun..
Dolabınızın en üst bölümündeki kutuları ASLA atmayın. Değerli bir hazine gibi saklayın. En alt kattakileri de her hafta çöpe boşaltın. Göreceksiniz, gün gelecek dolabınız sadece ‘SEVDİKLERİNİZ’ ile dolacaktır.
İşte o zaman gerçek mutluluğu bulacaksınızdır…

Bir şey daha.
Bu dolap herkeste vardır.
O sizin sevginizi barındırdığınız KALBİNİZDİR.

9 Aralık 2012 Pazar

 
 
Hani, diyorum da, insanın gercekten mükemmel bir dostu olsa…
“Ona”, söyle, içine sindire-sindire, kocaman bir sarılsa…
Yüreklilikle söylediğiniz… ” Canım benim!.. dediğiniz…
Telefonda bile saatlerce konuştuğunuz, sıcacık biri…
Cesur, sempatik, azimli, kararlı…
Arayan, soran, ”Seni özlüyorum” diyen biri.
Böyle bir canlı ile her şeyi konuşabilir, paylaşabilirsiniz.
Yanıltmaz!

Anlayışla karşılar her şeyi…
Hataları, günahları-sevapları, her bir şeyi konuşabilirsiniz onunla…
Bir arayış içinde olmanıza gerek yoktur.
O kendiliğinden çıka gelir zaten.
Bir gün bakarsınız, kapınızda…
Bir da bakmışsınız sımsıcak sohbetler, derin konular, sırlar, paylaşımlar… Kimseye söyleyemediğinizi, en yakınınıza anlatamadığınızı, geçmişteki İzleri, geleceğe dairlerinizi, sadece ona anlatır olursunuz.

Kadın, erkek farketmez.
Bir dost bulun! Ama gerçek olsun.
Aradığınızda işinizi değil, sizi soran…
Kötü gününüzde ev sahibi, iyi gününüzde kıracınız olsun.
Anlatsın, konuşsun, açık-seçik, korkmadan yaşasın. Güvensin!
Cinsiyeti olmasın! Bir kartal kadar haşin, bir maymun kadar şaklaban, bir ceylan kadar narin olsun.
Doğrulari söylesin. Gözleriyle ve kalpten konuşsun.

Yaşasın!
Doya doya yaşasın, doya doya yaşatsın.
Beyninden değil, yüreğinden versin.
”Olsun varsın! paylaşırım.” desin.
Bir dostunuz olsun.
Sizi ve benliğinizdekileri paylaşsın...
Dost olsun!
Ama…
Gerçek bir dost..

Can Dündar

6 Aralık 2012 Perşembe

buda bu geceye özel olsun:)))

insan olmanın olmazsa olmaz kuralları

‎
1.BİR VÜCUT SAHİBİ OLACAKSINIZ
  Sevebilirsiniz, sevmeyebilirsiniz. Ama hayatınızın sonuna kadar, o sizinle olacak.

2.DERSLER ÖĞRENECEKSİNİZ
 Resmi olmayan ama her gün tam zamanlı katılmanız gereken bir …
okul var: Hayat. Bu okulda hergün yeni birşeyler öğrenme şansınız var. Öğrendiğiniz dersi sevebilirsiniz ya da alakasız veya aptalca bulabilirsiniz.

3.HATALAR YOKTUR, DERSLER VARDIR
  Büyüme, olgunlaşma devamlı bir deneme yanılma ve deney sürecidir. “Başarısız” olan deneyler de, çok başarılı olan deneyler gibi sürecin bir parçasıdır.

4.BİR DERS ÖĞRENİLENE KADAR TEKRAR EDİLİR
   Bir ders çeşitli şekillerde ve siz öğrenene kadar tekrar tekrar önünüze gelecektir. Ancak öğrenince yeni derse geçilir.

5.ÖĞRENİLECEK DERSLER TÜKENMEZ
  Hep yeni bir şey vardır öğrenilecek ve siz yaşadıkça da devam eder. Bir gün gelecek bitecek diye birşey yok.

6.ŞİMDİ BURADAKİNDEN DAHA İYİ BİRŞEY YOK
  Komşunun tavuğunu kaz görebilirsiniz. Hep kazın peşinde koşabilirsiniz ama her yer böyle yeni yeni kazlarla dolu. Bu sizi mutluluğa götürmez.

7.DİĞERLERİ SİZİN AYNADAKİ BİR YANSIMANIZDIR
   Birini sevmeniz ya da nefret etmeniz, ancak sizdeki sevdiğiniz ya da nefret ettiğiniz birşeyi yansıtmasıyla mümkün olabilir.

8.HAYATINIZLA NE YAPACAĞINIZ TAMAMEN SİZİN ELİNİZDEDİR
   Bütün araç ve kaynaklar size verilmiş, onlarla ne yapacağınız tamamen size kalmış. Seçim sizin. Şikayet mi edersiniz, şükür mü? Düşünce ayağa kalkar mısınız, düştüğünüz yerde çakılıp kalır mısınız? Hepsi size kalmış.

9.TÜM YANITLAR SİZDE
   Yeter ki siz kendinize sormaya ve dinlemeye hazır olun.

10.TÜM BUNLARI UNUTMA EĞİLİMİNDE OLACAKSINIZ
   Bu da insan olmanın bir özelliği değil mi:)

5 Aralık 2012 Çarşamba

Öğrendik ki...

Öğrendik ki… Bir tek insanin sana “iyi ki varsın” demesi, varoldugumuz için mutlu olmamızı sağlar.

Öğrendik ki… Aşık olduğunda ne yaparsan ondan gizleyemiyoruz.

Öğrendik ki… Kibar olmak haklı olmaktan çok daha önemli...

Öğrendik ki… Bir çocuğun bize uzattığı hediyeyi geri çevirmemeliyiz.

Öğrendik ki… Bir insana yârdim etmemizin hiç yolu yoksa ona en azından dualarımızı göndermeliyiz.

Öğrendik ki… Hayat şartları bizi ne kadar ciddi görünmeye zorlasa da herkes çılgınlıklarını paylaşacak birini arıyor…

Öğrendik ki… Bazen bir insanin tek ihtiyacı olan tutunacak bir el ve kendisini anlayacak bir yürektir

Öğrendik ki… ALLAH ’a biz istemeden bize verdiği hersek için şükretmeliyiz

Öğrendik ki… Parayla “klas insan” olunmuyor

Öğrendik ki… Gün içinde basımıza gelen küçücük şeyler gün sonunda koca bir mutluluk hissettiriyor.

Öğrendik ki… Kabuklarımızı kırdığınızda içeriden sevilmek ve önemsenmek isteyen biri çıkıyor.

Öğrendik ki… Tanrı gördüğümüz herzeyi bir günde yapmadığına Gore biz hiç yapamayız.

Öğrendik ki… İnkar edip içimizde sakladığımız şeyler gerçekliğinden birşey kaybetmiyor.

Öğrendik ki… Biriyle dalaştığımızda tek başardığımız onun bize daha çok zarar vermesini sağlamak.

Öğrendik ki… Her yarayı saran zaman değil sevgidir.

Öğrendik ki… Olgunlaşmanın en kısa yolu bizden daha zeki insanlardan cevre edinmektir.

Öğrendik ki… Karsılaştığımız herkes gülümsememizi hak eder.

Öğrendik ki… Hiç kimse mükemmel değildir.. Birine aşık olduğumuz ana kadar.

Öğrendik ki… Hayat zorludur ama biz daha zorluyuz.

Öğrendik ki… Fırsatlar asla yok olmaz. Bizim kaçırdıklarımızı daima yakalayan biri daima olacaktır.

Öğrendik ki… En büyük pişmanlık, birine son bir kez “seni seviyorum” diyememis olmaktır.

Öğrendik ki… Yumuşak kelimeler kullanmak, onları yutmamız gerektiğinde isimizi kolaylaştıracaktır.

Öğrendik ki… Bir gülümseme, daha güzel bir görüntüye kavuşmanın bedava yontemidir

Öğrendik ki.. Nasıl hissedeceğimizi kontrol edemesek de o hislerle nasıl basa çıkacağımızı kontrol edebiliriz.

Öğrendik ki… Hepimiz zirvede olmak isteriz ama asil keyif oraya tırmanırken yasadıklarımızdadır.

Öğrendik ki… En iyi tavsiye iki durumda verilir: 1- istendiğinde, 2-Ortada hayati bir konu olduğunda.

Öğrendik ki… Zamanımız ne kadar azsa yapacak isler o kadar çoktur.

Öğrendik ki. Zaman alışmayı öğretir, ama unutmayı asla….!
Öğrendik ki… Bir tek insanin sana “iyi ki varsın” demesi, varoldugumuz için mutlu olmamızı sağlar.

Öğrendik ki… Aşık olduğunda ne yaparsan ondan gizleyemiyoruz.

Öğrendik ki… Kibar olmak haklı olmaktan çok daha önemli.

Öğrendik ki… Bir çocuğun bize uzattığı hediyeyi geri çevirmemeliyiz.

Öğrendik ki… Bir insana yârdim etmemizin hiç yolu yoksa ona en azından dualarımızı göndermeliyiz.

Öğrendik ki… Hayat şartları bizi ne kadar ciddi görünmeye zorlasa da herkes çılgınlıklarını paylaşacak birini arıyor…

Öğrendik ki… Bazen bir insanin tek ihtiyacı olan tutunacak bir el ve kendisini anlayacak bir yürektir

Öğrendik ki… ALLAH ’a biz istemeden bize verdiği hersek için şükretmeliyiz

Öğrendik ki… Parayla “klas insan” olunmuyor

Öğrendik ki… Gün içinde basımıza gelen küçücük şeyler gün sonunda koca bir mutluluk hissettiriyor.

Öğrendik ki… Kabuklarımızı kırdığınızda içeriden sevilmek ve önemsenmek isteyen biri çıkıyor.

Öğrendik ki… Tanrı gördüğümüz herzeyi bir günde yapmadığına Gore biz hiç yapamayız.

Öğrendik ki… İnkar edip içimizde sakladığımız şeyler gerçekliğinden birşey kaybetmiyor.

Öğrendik ki… Biriyle dalaştığımızda tek başardığımız onun bize daha çok zarar vermesini sağlamak.

Öğrendik ki… Her yarayı saran zaman değil sevgidir.

Öğrendik ki… Olgunlaşmanın en kısa yolu bizden daha zeki insanlardan cevre edinmektir.

Öğrendik ki… Karsılaştığımız herkes gülümsememizi hak eder.

Öğrendik ki… Hiç kimse mükemmel değildir.. Birine aşık olduğumuz ana kadar.

Öğrendik ki… Hayat zorludur ama biz daha zorluyuz.

Öğrendik ki… Fırsatlar asla yok olmaz. Bizim kaçırdıklarımızı daima yakalayan biri daima olacaktır.

Öğrendik ki… En büyük pişmanlık, birine son bir kez “seni seviyorum” diyememis olmaktır.

Öğrendik ki… Yumuşak kelimeler kullanmak, onları yutmamız gerektiğinde isimizi kolaylaştıracaktır.

Öğrendik ki… Bir gülümseme, daha güzel bir görüntüye kavuşmanın bedava yontemidir

Öğrendik ki.. Nasıl hissedeceğimizi kontrol edemesek de o hislerle nasıl basa çıkacağımızı kontrol edebiliriz.

Öğrendik ki… Hepimiz zirvede olmak isteriz ama asil keyif oraya tırmanırken yasadıklarımızdadır.

Öğrendik ki… En iyi tavsiye iki durumda verilir: 1- istendiğinde, 2-Ortada hayati bir konu olduğunda.

Öğrendik ki… Zamanımız ne kadar azsa yapacak isler o kadar çoktur.

Öğrendik ki. Zaman alışmayı öğretir, ama unutmayı asla….!

4 Aralık 2012 Salı

Bir kadın


 
 
Bir kadın çocuktur aslında..
Çocuk gibi davranmayı sever.
Erkeğin kendisine bir çocuğa gösterdiği şefkati göstermesini de ister.
Bir çocuğu okşar gibi incitmekten korkarak okşamalıdır erkek kadını.
Ama her kadın çocukça da olsa dinlenilmesini, dikkate alınmasını ister.
Yani bir kadının çocukluk yapmasına izin vereceksiniz,
ama asla onu bir Çocuk olarak görmeyeceksiniz.

Bir kadın güçlüdür aslında.
Hatta erkeklerden çok daha güçlüdür.
Ama bu gücünü her zaman ortaya koymasını sevmez.
İster ki Erkeğin gücü kendisine huzur versin.
Kendi kendine yapabileceği şeyleri bile Erkeğin yapmasını bekler.
Böylece hem daha kadın olduğunu hissedecektir hem de
erkeğinin ne kadar güçlü olduğunu görecektir.
Ancak kadın gücünü göstermek istediğinde onu engelleyemezsiniz.
Yapmak istediği bir şey varsa mutlaka yapar.

Bir kadın sevgilidir aslında.
İçinde her zaman sevgiyi taşır.
Sevdiklerinden kolay kolay ayrılamaz. Sevdiklerini kolay kolay kıramaz.
Zor sever ama tam sever.
Bir kadının tam anlamıyla sevebilmesi için
yüreğinin kabul ettiğini beyninin de kabul etmesi gerekir.
Ve sevmezse de onu asla sevmeye zorlayamazsınız.
Belki kolayca yüreğine girebilirsiniz.
Ancak beyninde yer etmemişseniz her an terk edilebilirsiniz.
Sevmediği halde terk etmeyen kadınlar da var elbette.
Bunun nedeni ise engelleyemedikleri "acımak" duygusudur.

Bir kadın yalnızdır aslında.
Hiçbir zaman kadını bütünüyle elde edemezsiniz.
Kendisine ait bir dünyası vardır ve orada hep yalnızdır.
O dünyaya kimsenin girmesine izin vermez.
Hiçbir anahtar o dünyanın kapısını açamaz.
Yalnızlık onun sığınağıdır.
O sığınağa ne zaman gireceğine, ne kadar kalacağına hep kendisi karar verir.
Sığınaktayken oradan çıkmaya zorlarsanız onu sonsuza dek kaybedebilirsiniz.

Bir kadın bilgindir aslında.
Neler yapabileceğini erkek aklI hayal bile edemez.
Yaratıcılığının sınırı yoktur.
Ama bunu ortaya çıkartmak için hayatının erkeğini bekler.
Hoyratça harcamaz yaratıcılığını sadece erkeğine saklar.
Bir kadının gerçek erkeği olmayı başarabilmişseniz çok şanslısınız demektir.
Çünkü yaşamınız asla sıradan olmayacaktır.

Bir kadın hayattır aslında.
Çünkü hayatın içinde olan her şey ancak kadınlar olduğunda anlam kazanıyor.
Yemek yemek, su içmek bile.
Bir kadının elinden içtiğiniz suyla kendi kendinize bardağı doldurup
içtiğiniz su arasındaki lezzet farkını anlayabiliyor musunuz?

Anlıyorsanız ne mutlu size. Anlamıyorsanız, ne yazık ki yaşamıyorsunuz...


Can DÜNDAR

3 Aralık 2012 Pazartesi

Bilmelisin ki …

Bilmelisin ki…
Duvarda asılı diplomalar insanı insan yapmaya yetmez.

Bilmelisin ki …
Aşk kelimesi ne kadar çok kullanılırsa,
anlam yükü o kadar azalır.

Bilmelisin ki …
Karşındakini kırmamak ve inançlarını savunmak arasında
çizginin nereden geçtiğini bulmak zor.

Bilmelisin ki …
Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez.
Gerçek aşkların da!

Bilmelisin ki …
Tecrübenin kaç yaş günü partisi yaşadığınızla ilgisi yok,
ne tür deneyimler yaşadığınızla var.

Bilmelisin ki …
Aile hep insanın yanında olmuyor.
Akrabanız olmayan insanlardan ilgi,sevgi ve güven
öğrenebiliyorsunuz.
Aile her zaman biyolojik değil

Bilmelisin ki …
Ne kadar yakın olursa olsunlar en iyi arkadaşlar da
ara sıra üzebilir. Onları affetmek gerekir.

Bilmelisin ki …
Bazen başkalarını affetmek yetmiyor.
Bazen insanın kendisini affedebilmesi gerekiyor.

Bilmelisin ki …
Yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın dünya sizin
için dönmesini durdurmuyor.

Bilmelisin ki …
Şartlar ve olaylar, kim olduğumuzu etkilemiş olabilir.
Ama ne olduğumuzdan kendimiz sorumluyuz

Bilmelisin ki …
İki kişi münakaşa ediyorsa, bu birbirlerini
sevmedikleri anlamına gelmez. Etmemeleri de sevdikleri
anlamına gelmez.

Bilmelisin ki …
Her problem kendi içinde bir fırsat saklar.
Ve problem, fırsatın yanında cüce kalır.

Bilmelisin ki …
sevgiyi çabuk kaybediyorsun, pişmanlığın uzun yıllar
sürüyor.

Can Yücel

30 Kasım 2012 Cuma

ÖYLE YAŞAKİ...

akıntılar yön vermesin, ne sana nede yarınına...
soru işaretleri kalmasın aklında..
dönüp baktığında arkaya,mutlaka bir açıklaman olsun...
ne olursa olsun hayatın senin olsun..
kimseye açıklama yapmak zorunda hissetme kendini...
bırak onlar çözsünler seni..
sen sadece kendi cümleni anla...
öyle yaşaki ;bir tek özne olsun cümlende,onca yüklemin içinde...