13 Aralık 2012 Perşembe

sevgi dolabı


 
Düşünün ki önünüzde bir dolap var. Bu dolapta 4 bölüm var. Her bölümde kutular. Bu kutuların içinde sevginiz ve nefretiniz var.
En üst bölümdeki kutularda ‘en çok sevdiklerinizi’ saklıyorsunuz.
İkinci bölümde "Seviyorum ama fazla da güvenmiyorum" dediklerinizi.
Üçüncü bölümde "herkes gibi biri benim için" dediklerinizi.
ve
En altta da "nefret ediyorum veya kesinlikle güvenmiyorum" diye adlandırdıklarınızı.
Buraya kadar her şey tamam.
Asıl sorgu şimdi başlıyor. Siz hiç en üst bölüme koyduğunuz birisini, bir tek söz yüzünden, en alt bölümdeki kutulara kattınız mı?
Değerinden fazla değer verdiniz mi birine? Ya nefret ediyorum dediğiniz birini zaman ile sevdiniz mi? Siz hiç yanıldınız mı? Utandınız mı o bir zamanlar arkasından attığınız kişinin şuanda en yakın dostunuz olduğu için? Hiç itiraf ettiniz mi "seni hiç sevmezdim" diye?
Ya da hiç kızdınız mı "ne de çok güvenirdim sana" diye.
İnsan hiç ‘bir söz’ ile en sevdiğini en nefret ettiği kişilerin arasına katabilirimi? Doğru mu? Bir zamanlar göklere çıkarttığınızı yerin dibine atmak olur mu? Yakışır mı size? ALLAH c.c. razı gelir mi?
Hâlbuki bir zamanlar aranızdan su sızmazdı. Yeri gelir ekmeği bile paylaşırdınız, kaldı ki düşünceleriniz, duygularınız. Bu kadar çok şeyi paylaştığın birini tanımamazlıktan gelebilir misin?

Sizlere bir tavsiye…
Hiç bir zaman ilk gördüğünüz birini ‘sevmedim’ diyerek, dolabınızdaki en alt bölümdeki kutulara atmayın. Zaman tanıyın,sabredin.. Gerekirse kutulara kaldırmayın, dolabın önünde bekletin. Zamanı geldiğinde o kişi zaten dolabında bir bölümü kendi seçecektir. Aynı şekilde, ilk gördüğünüz birine ‘sanki 10 yıldır tanıyorum’ diyerek, en üst bölüm’e kaldırıp, yere göğe sığdırmayın. Arkadaşlık, dostluk ve en önemlisi sevgi zaman ister. Senin haberin olmadan o dolabında kendine yer bulacaktır. Yeter ki siz sabredin ve dolabınızı geniş tutun..
Dolabınızın en üst bölümündeki kutuları ASLA atmayın. Değerli bir hazine gibi saklayın. En alt kattakileri de her hafta çöpe boşaltın. Göreceksiniz, gün gelecek dolabınız sadece ‘SEVDİKLERİNİZ’ ile dolacaktır.
İşte o zaman gerçek mutluluğu bulacaksınızdır…

Bir şey daha.
Bu dolap herkeste vardır.
O sizin sevginizi barındırdığınız KALBİNİZDİR.

9 Aralık 2012 Pazar

 
 
Hani, diyorum da, insanın gercekten mükemmel bir dostu olsa…
“Ona”, söyle, içine sindire-sindire, kocaman bir sarılsa…
Yüreklilikle söylediğiniz… ” Canım benim!.. dediğiniz…
Telefonda bile saatlerce konuştuğunuz, sıcacık biri…
Cesur, sempatik, azimli, kararlı…
Arayan, soran, ”Seni özlüyorum” diyen biri.
Böyle bir canlı ile her şeyi konuşabilir, paylaşabilirsiniz.
Yanıltmaz!

Anlayışla karşılar her şeyi…
Hataları, günahları-sevapları, her bir şeyi konuşabilirsiniz onunla…
Bir arayış içinde olmanıza gerek yoktur.
O kendiliğinden çıka gelir zaten.
Bir gün bakarsınız, kapınızda…
Bir da bakmışsınız sımsıcak sohbetler, derin konular, sırlar, paylaşımlar… Kimseye söyleyemediğinizi, en yakınınıza anlatamadığınızı, geçmişteki İzleri, geleceğe dairlerinizi, sadece ona anlatır olursunuz.

Kadın, erkek farketmez.
Bir dost bulun! Ama gerçek olsun.
Aradığınızda işinizi değil, sizi soran…
Kötü gününüzde ev sahibi, iyi gününüzde kıracınız olsun.
Anlatsın, konuşsun, açık-seçik, korkmadan yaşasın. Güvensin!
Cinsiyeti olmasın! Bir kartal kadar haşin, bir maymun kadar şaklaban, bir ceylan kadar narin olsun.
Doğrulari söylesin. Gözleriyle ve kalpten konuşsun.

Yaşasın!
Doya doya yaşasın, doya doya yaşatsın.
Beyninden değil, yüreğinden versin.
”Olsun varsın! paylaşırım.” desin.
Bir dostunuz olsun.
Sizi ve benliğinizdekileri paylaşsın...
Dost olsun!
Ama…
Gerçek bir dost..

Can Dündar

6 Aralık 2012 Perşembe

buda bu geceye özel olsun:)))

insan olmanın olmazsa olmaz kuralları

1.BİR VÜCUT SAHİBİ OLACAKSINIZ
  Sevebilirsiniz, sevmeyebilirsiniz. Ama hayatınızın sonuna kadar, o sizinle olacak.

2.DERSLER ÖĞRENECEKSİNİZ
 Resmi olmayan ama her gün tam zamanlı katılmanız gereken bir …
okul var: Hayat. Bu okulda hergün yeni birşeyler öğrenme şansınız var. Öğrendiğiniz dersi sevebilirsiniz ya da alakasız veya aptalca bulabilirsiniz.

3.HATALAR YOKTUR, DERSLER VARDIR
  Büyüme, olgunlaşma devamlı bir deneme yanılma ve deney sürecidir. “Başarısız” olan deneyler de, çok başarılı olan deneyler gibi sürecin bir parçasıdır.

4.BİR DERS ÖĞRENİLENE KADAR TEKRAR EDİLİR
   Bir ders çeşitli şekillerde ve siz öğrenene kadar tekrar tekrar önünüze gelecektir. Ancak öğrenince yeni derse geçilir.

5.ÖĞRENİLECEK DERSLER TÜKENMEZ
  Hep yeni bir şey vardır öğrenilecek ve siz yaşadıkça da devam eder. Bir gün gelecek bitecek diye birşey yok.

6.ŞİMDİ BURADAKİNDEN DAHA İYİ BİRŞEY YOK
  Komşunun tavuğunu kaz görebilirsiniz. Hep kazın peşinde koşabilirsiniz ama her yer böyle yeni yeni kazlarla dolu. Bu sizi mutluluğa götürmez.

7.DİĞERLERİ SİZİN AYNADAKİ BİR YANSIMANIZDIR
   Birini sevmeniz ya da nefret etmeniz, ancak sizdeki sevdiğiniz ya da nefret ettiğiniz birşeyi yansıtmasıyla mümkün olabilir.

8.HAYATINIZLA NE YAPACAĞINIZ TAMAMEN SİZİN ELİNİZDEDİR
   Bütün araç ve kaynaklar size verilmiş, onlarla ne yapacağınız tamamen size kalmış. Seçim sizin. Şikayet mi edersiniz, şükür mü? Düşünce ayağa kalkar mısınız, düştüğünüz yerde çakılıp kalır mısınız? Hepsi size kalmış.

9.TÜM YANITLAR SİZDE
   Yeter ki siz kendinize sormaya ve dinlemeye hazır olun.

10.TÜM BUNLARI UNUTMA EĞİLİMİNDE OLACAKSINIZ
   Bu da insan olmanın bir özelliği değil mi:)

5 Aralık 2012 Çarşamba

Öğrendik ki...

Öğrendik ki… Bir tek insanin sana “iyi ki varsın” demesi, varoldugumuz için mutlu olmamızı sağlar.

Öğrendik ki… Aşık olduğunda ne yaparsan ondan gizleyemiyoruz.

Öğrendik ki… Kibar olmak haklı olmaktan çok daha önemli...

Öğrendik ki… Bir çocuğun bize uzattığı hediyeyi geri çevirmemeliyiz.

Öğrendik ki… Bir insana yârdim etmemizin hiç yolu yoksa ona en azından dualarımızı göndermeliyiz.

Öğrendik ki… Hayat şartları bizi ne kadar ciddi görünmeye zorlasa da herkes çılgınlıklarını paylaşacak birini arıyor…

Öğrendik ki… Bazen bir insanin tek ihtiyacı olan tutunacak bir el ve kendisini anlayacak bir yürektir

Öğrendik ki… ALLAH ’a biz istemeden bize verdiği hersek için şükretmeliyiz

Öğrendik ki… Parayla “klas insan” olunmuyor

Öğrendik ki… Gün içinde basımıza gelen küçücük şeyler gün sonunda koca bir mutluluk hissettiriyor.

Öğrendik ki… Kabuklarımızı kırdığınızda içeriden sevilmek ve önemsenmek isteyen biri çıkıyor.

Öğrendik ki… Tanrı gördüğümüz herzeyi bir günde yapmadığına Gore biz hiç yapamayız.

Öğrendik ki… İnkar edip içimizde sakladığımız şeyler gerçekliğinden birşey kaybetmiyor.

Öğrendik ki… Biriyle dalaştığımızda tek başardığımız onun bize daha çok zarar vermesini sağlamak.

Öğrendik ki… Her yarayı saran zaman değil sevgidir.

Öğrendik ki… Olgunlaşmanın en kısa yolu bizden daha zeki insanlardan cevre edinmektir.

Öğrendik ki… Karsılaştığımız herkes gülümsememizi hak eder.

Öğrendik ki… Hiç kimse mükemmel değildir.. Birine aşık olduğumuz ana kadar.

Öğrendik ki… Hayat zorludur ama biz daha zorluyuz.

Öğrendik ki… Fırsatlar asla yok olmaz. Bizim kaçırdıklarımızı daima yakalayan biri daima olacaktır.

Öğrendik ki… En büyük pişmanlık, birine son bir kez “seni seviyorum” diyememis olmaktır.

Öğrendik ki… Yumuşak kelimeler kullanmak, onları yutmamız gerektiğinde isimizi kolaylaştıracaktır.

Öğrendik ki… Bir gülümseme, daha güzel bir görüntüye kavuşmanın bedava yontemidir

Öğrendik ki.. Nasıl hissedeceğimizi kontrol edemesek de o hislerle nasıl basa çıkacağımızı kontrol edebiliriz.

Öğrendik ki… Hepimiz zirvede olmak isteriz ama asil keyif oraya tırmanırken yasadıklarımızdadır.

Öğrendik ki… En iyi tavsiye iki durumda verilir: 1- istendiğinde, 2-Ortada hayati bir konu olduğunda.

Öğrendik ki… Zamanımız ne kadar azsa yapacak isler o kadar çoktur.

Öğrendik ki. Zaman alışmayı öğretir, ama unutmayı asla….!
Öğrendik ki… Bir tek insanin sana “iyi ki varsın” demesi, varoldugumuz için mutlu olmamızı sağlar.

Öğrendik ki… Aşık olduğunda ne yaparsan ondan gizleyemiyoruz.

Öğrendik ki… Kibar olmak haklı olmaktan çok daha önemli.

Öğrendik ki… Bir çocuğun bize uzattığı hediyeyi geri çevirmemeliyiz.

Öğrendik ki… Bir insana yârdim etmemizin hiç yolu yoksa ona en azından dualarımızı göndermeliyiz.

Öğrendik ki… Hayat şartları bizi ne kadar ciddi görünmeye zorlasa da herkes çılgınlıklarını paylaşacak birini arıyor…

Öğrendik ki… Bazen bir insanin tek ihtiyacı olan tutunacak bir el ve kendisini anlayacak bir yürektir

Öğrendik ki… ALLAH ’a biz istemeden bize verdiği hersek için şükretmeliyiz

Öğrendik ki… Parayla “klas insan” olunmuyor

Öğrendik ki… Gün içinde basımıza gelen küçücük şeyler gün sonunda koca bir mutluluk hissettiriyor.

Öğrendik ki… Kabuklarımızı kırdığınızda içeriden sevilmek ve önemsenmek isteyen biri çıkıyor.

Öğrendik ki… Tanrı gördüğümüz herzeyi bir günde yapmadığına Gore biz hiç yapamayız.

Öğrendik ki… İnkar edip içimizde sakladığımız şeyler gerçekliğinden birşey kaybetmiyor.

Öğrendik ki… Biriyle dalaştığımızda tek başardığımız onun bize daha çok zarar vermesini sağlamak.

Öğrendik ki… Her yarayı saran zaman değil sevgidir.

Öğrendik ki… Olgunlaşmanın en kısa yolu bizden daha zeki insanlardan cevre edinmektir.

Öğrendik ki… Karsılaştığımız herkes gülümsememizi hak eder.

Öğrendik ki… Hiç kimse mükemmel değildir.. Birine aşık olduğumuz ana kadar.

Öğrendik ki… Hayat zorludur ama biz daha zorluyuz.

Öğrendik ki… Fırsatlar asla yok olmaz. Bizim kaçırdıklarımızı daima yakalayan biri daima olacaktır.

Öğrendik ki… En büyük pişmanlık, birine son bir kez “seni seviyorum” diyememis olmaktır.

Öğrendik ki… Yumuşak kelimeler kullanmak, onları yutmamız gerektiğinde isimizi kolaylaştıracaktır.

Öğrendik ki… Bir gülümseme, daha güzel bir görüntüye kavuşmanın bedava yontemidir

Öğrendik ki.. Nasıl hissedeceğimizi kontrol edemesek de o hislerle nasıl basa çıkacağımızı kontrol edebiliriz.

Öğrendik ki… Hepimiz zirvede olmak isteriz ama asil keyif oraya tırmanırken yasadıklarımızdadır.

Öğrendik ki… En iyi tavsiye iki durumda verilir: 1- istendiğinde, 2-Ortada hayati bir konu olduğunda.

Öğrendik ki… Zamanımız ne kadar azsa yapacak isler o kadar çoktur.

Öğrendik ki. Zaman alışmayı öğretir, ama unutmayı asla….!

4 Aralık 2012 Salı

Bir kadın


 
 
Bir kadın çocuktur aslında..
Çocuk gibi davranmayı sever.
Erkeğin kendisine bir çocuğa gösterdiği şefkati göstermesini de ister.
Bir çocuğu okşar gibi incitmekten korkarak okşamalıdır erkek kadını.
Ama her kadın çocukça da olsa dinlenilmesini, dikkate alınmasını ister.
Yani bir kadının çocukluk yapmasına izin vereceksiniz,
ama asla onu bir Çocuk olarak görmeyeceksiniz.

Bir kadın güçlüdür aslında.
Hatta erkeklerden çok daha güçlüdür.
Ama bu gücünü her zaman ortaya koymasını sevmez.
İster ki Erkeğin gücü kendisine huzur versin.
Kendi kendine yapabileceği şeyleri bile Erkeğin yapmasını bekler.
Böylece hem daha kadın olduğunu hissedecektir hem de
erkeğinin ne kadar güçlü olduğunu görecektir.
Ancak kadın gücünü göstermek istediğinde onu engelleyemezsiniz.
Yapmak istediği bir şey varsa mutlaka yapar.

Bir kadın sevgilidir aslında.
İçinde her zaman sevgiyi taşır.
Sevdiklerinden kolay kolay ayrılamaz. Sevdiklerini kolay kolay kıramaz.
Zor sever ama tam sever.
Bir kadının tam anlamıyla sevebilmesi için
yüreğinin kabul ettiğini beyninin de kabul etmesi gerekir.
Ve sevmezse de onu asla sevmeye zorlayamazsınız.
Belki kolayca yüreğine girebilirsiniz.
Ancak beyninde yer etmemişseniz her an terk edilebilirsiniz.
Sevmediği halde terk etmeyen kadınlar da var elbette.
Bunun nedeni ise engelleyemedikleri "acımak" duygusudur.

Bir kadın yalnızdır aslında.
Hiçbir zaman kadını bütünüyle elde edemezsiniz.
Kendisine ait bir dünyası vardır ve orada hep yalnızdır.
O dünyaya kimsenin girmesine izin vermez.
Hiçbir anahtar o dünyanın kapısını açamaz.
Yalnızlık onun sığınağıdır.
O sığınağa ne zaman gireceğine, ne kadar kalacağına hep kendisi karar verir.
Sığınaktayken oradan çıkmaya zorlarsanız onu sonsuza dek kaybedebilirsiniz.

Bir kadın bilgindir aslında.
Neler yapabileceğini erkek aklI hayal bile edemez.
Yaratıcılığının sınırı yoktur.
Ama bunu ortaya çıkartmak için hayatının erkeğini bekler.
Hoyratça harcamaz yaratıcılığını sadece erkeğine saklar.
Bir kadının gerçek erkeği olmayı başarabilmişseniz çok şanslısınız demektir.
Çünkü yaşamınız asla sıradan olmayacaktır.

Bir kadın hayattır aslında.
Çünkü hayatın içinde olan her şey ancak kadınlar olduğunda anlam kazanıyor.
Yemek yemek, su içmek bile.
Bir kadının elinden içtiğiniz suyla kendi kendinize bardağı doldurup
içtiğiniz su arasındaki lezzet farkını anlayabiliyor musunuz?

Anlıyorsanız ne mutlu size. Anlamıyorsanız, ne yazık ki yaşamıyorsunuz...


Can DÜNDAR

3 Aralık 2012 Pazartesi

Bilmelisin ki …

Bilmelisin ki…
Duvarda asılı diplomalar insanı insan yapmaya yetmez.

Bilmelisin ki …
Aşk kelimesi ne kadar çok kullanılırsa,
anlam yükü o kadar azalır.

Bilmelisin ki …
Karşındakini kırmamak ve inançlarını savunmak arasında
çizginin nereden geçtiğini bulmak zor.

Bilmelisin ki …
Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez.
Gerçek aşkların da!

Bilmelisin ki …
Tecrübenin kaç yaş günü partisi yaşadığınızla ilgisi yok,
ne tür deneyimler yaşadığınızla var.

Bilmelisin ki …
Aile hep insanın yanında olmuyor.
Akrabanız olmayan insanlardan ilgi,sevgi ve güven
öğrenebiliyorsunuz.
Aile her zaman biyolojik değil

Bilmelisin ki …
Ne kadar yakın olursa olsunlar en iyi arkadaşlar da
ara sıra üzebilir. Onları affetmek gerekir.

Bilmelisin ki …
Bazen başkalarını affetmek yetmiyor.
Bazen insanın kendisini affedebilmesi gerekiyor.

Bilmelisin ki …
Yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın dünya sizin
için dönmesini durdurmuyor.

Bilmelisin ki …
Şartlar ve olaylar, kim olduğumuzu etkilemiş olabilir.
Ama ne olduğumuzdan kendimiz sorumluyuz

Bilmelisin ki …
İki kişi münakaşa ediyorsa, bu birbirlerini
sevmedikleri anlamına gelmez. Etmemeleri de sevdikleri
anlamına gelmez.

Bilmelisin ki …
Her problem kendi içinde bir fırsat saklar.
Ve problem, fırsatın yanında cüce kalır.

Bilmelisin ki …
sevgiyi çabuk kaybediyorsun, pişmanlığın uzun yıllar
sürüyor.

Can Yücel

30 Kasım 2012 Cuma

ÖYLE YAŞAKİ...

akıntılar yön vermesin, ne sana nede yarınına...
soru işaretleri kalmasın aklında..
dönüp baktığında arkaya,mutlaka bir açıklaman olsun...
ne olursa olsun hayatın senin olsun..
kimseye açıklama yapmak zorunda hissetme kendini...
bırak onlar çözsünler seni..
sen sadece kendi cümleni anla...
öyle yaşaki ;bir tek özne olsun cümlende,onca yüklemin içinde...

28 Kasım 2012 Çarşamba

ZAMAN

 
Her sabah hesabınıza 86.400 TL yatıran bir banka düşünün. Gün boyu istediğiniz kadar parayı harcamakta veya harcamamakta serbestsiniz. Parayı istediğiniz şekilde kullanabilirsiniz. Oyunun sadece tek bir koşulu var: harcamayı başaramadığınız meblağ ertesi güne devretmez, akşam hesabınızdan geri çekilir ve bu paranın hiçbir bölümünü ne sebeble olursa olsun saklayamazsınız. Bir önceki günün tutarının tamamını harcamış veya hiçbir bölümünü harcamamış da olsanız ertesi sabah hesabınızda yine 86.400 TL bulacaksınız. Nasıl keyifli değil mi ?...

Farkında olsanız da olmasanız da aslında hepimizin böyle bir bankası var...Adı ''ZAMAN" Her sabah 86.400 SANIYE hesabınıza yatıyor ve o gün daha fazlasını asla harcayamıyorsunuz. Kullanamadığınız kısım ise akıp gidiyor ve hesabınızdan siliniyor, hiç devretmiyor. Her gün size yeni bir hesap açılıyor,her akşam günün bakiyesi siliniyor... Eğer günlük hesabınızı kullanmadıysanız, bu zarar sizindir, geriye dönüş yok, yarından avans çekmek yok...

Bugünü, bugünkü hesaptan yaşamalısınız...ZAMAN hiç kimseyi beklemez... Dün artık mazi oldu..Yarın ise muamma...Bugün ise avuçlarımızın içinde bize sunulmuş bir armağandır...! :)

26 Kasım 2012 Pazartesi

yeni yıl gelmeden hediyeler ulaşsın:)


haydi bakalım ilk yeni yıl çekilişimiz benim prensesim sayesinde başlasın bakalım.şartsız şurtsuz falan ohhh misss hadi ama katılmayan kalmasın.TIKTIKyeni seneye yeni hediyelerle girelim:))ayrıca kendisininde 2 kişiye sürpriz hediyeleri varmışşş...
http://keskegercekolsa.blogspot.com/2012/11/yeni-yl-gelmeden.html

22 Kasım 2012 Perşembe

BEN ARSIZ KADININ TEKİYİM !


Makyajımı yapmadan sokağa çıkmamak,

Saçlarımı her zaman bakımlı tutmak,

Ahım gitmiş vahım kalmışken bile, kendimi kadın gibi hissetmek istiyorum.

Tırnaklarım her zaman kırmızı ojeli, dudaklarımda nar kırmızısı rujum,

En şişko halimde bile kot giymek istiyorum.

Arkadaşlarımla komşuculuk oynamak istiyorum.

Kahkaham yeri göğü inletirken, ağzımın kenarındaki çizgiler artık gülmekten ve konuşmaktan iyice belirginleşmişken bile, mimikleri abartılı eli kolu hiç durmayan bir kadın olmak istiyorum.

Mitinglere elimde bastonum, kolumda torunum katılmak, eşin dostun yardımıyla pankart açmak,

Yağmur altında bacak ağrıları içinde kıvranarak konser izlemek istiyorum.

Kar yağınca torunlarımı çağırıp düşüp kalçamı kırmadan karla oynaşabilmek için, "Koşun kar getirin, kartopu atalım evi batıralım, sonra temizlersiniz!" demek istiyorum.

En yakın arkadaşımın aldığı ,güzelim dut ağacımın altında, dizlerimizde kareli battaniyelerimiz, Fonda U2,  elimizde en sevdiğimiz ve bir türlü vakit bulup okuyamadığımız kitaplar, Sehpamızda rakı, meze ve balıklar, Gözlerimizde burnumuzun ucuna düşmüş kırmızı kemik gözlüklerimizle, iki sayfa okuyup kıkırdayarak dedikodu yapmak,hayatı kutlamak,erkekleri çekiştirmek, yakalanınca da kızaran yanaklarımızdan makas alınmasını istiyorum.

Camları kalınlaşmış gözlüklerimle hala kendi arabamı kullanmak, hatalı sollama yapan yaramazlara camı açıp el kol hareketleriyle kızmak istiyorum.
 
Torunlarımın aşk hikayelerini dinlerken, onlara acayip fikirler vermek istiyorum.Onların en afacan sırdaşı ben olayım istiyorum. Kendi yaramazlıklarımı anlatıp anlatıp "Siz de yapın çok eğlenceli, anne babanız kızarsa bana yollayın!" diyerek onları şımartmak istiyorum.

O yaşımda erik ağacının tepesine çıkıp erik toplamak istiyorum!

Çağlayı tuza banıp yemekten dilim her bahar yara olsun istiyorum!

Arkadaşlarıma en olmadık şakaları yapıp, çocuklarımı utandırmak istiyorum.
 
Ellerim titrediğinde klavyede rahatça yazabilmek için, Apple' a mektup yazıp her bir klavye tuşunu kafam kadar yapmalarını talep eden  ilk Türk kadını olmak istiyorum.

Gece vakti dalgalı denize girip boğulacak olduğum için zar zor kurtarılıp kocamdan azar işitmek,

Gecenin köründe uyanıp "Uykum kaçtı, midemde gaz var kalk yürüyüşe gidelim!" deyip uykusunu böldüğüm için, şap şup öpülmek istiyorum.

En pörsük halimde bile bana baktığında hayat arkadaşımın, kendimi her halimde güzel hissettiren o afacan aşık gülüşünü görmek, anında yaramazca gözlerim dolu bir cevap vermek istiyorum.

En geç yaşımda,  aşık olmaya devam etmek istiyorum.

Büyüyünce ben,
hala küçücük bir çocuk gibi,
içimden geldiği gibi yaşamak istiyorum.

17 Kasım 2012 Cumartesi

herşey sende gizli


Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;

Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,

Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..

İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...
Can Yücel

15 Kasım 2012 Perşembe

bugünlerde biz...


Mallarımız arttı, keyfimiz azaldı.
Daha büyük evlerde kalıyoruz, daha küçük ailelerde yaşıyoruz.
Konforumuz arttı, zamanımız daraldı.
Diplomamız bol, sağduyumuz az.
Uzmanlıklar arttı, sıkıntılar çoğaldı.
İlaçlar peynir ekmek gibi, hast...
alıklar arttı.
Sorumsuzca para harcıyoruz, az gülüyoruz.
Trafikte çok hızlıyız, çabuk parlıyoruz.
Akşam geç yatıyor, sabah yorgun uyanıyoruz.
Az kitap okuyor, çok televizyon izliyoruz,
çok konuşuyoruz, az gönül veriyoruz
ve çok fazla yalan söylüyoruz.
Varlığımız artırdık, değerlerimizi yitirdik.
Para kazanmayı öğrendik, yuva kurmayı beceremedik.
Hayata yıllar ekledik, yıllara hayat katamadık.
Aya kadar gidip dönmeyi biliyoruz,
komşuya geçmek için karşıya geçemiyoruz.
Uzaya ulaştık, ruhun derinliklerine ulaşamıyoruz.
Havayı temizledik, ruhları kirlettik, temizleyemiyoruz.
Atomu parçaladık, önyargıları yıkamadık.
Daha çok plan yapıyoruz, daha az sonuç alıyoruz.
Acele etmeyi öğrendik, sabırlı olmayı asla.
Gelirimiz arttı, karakterimiz zayıfladı.
Tanıdıklar çoğaldı, dostlar eksildi.
Çabalar arttı, mutluluklar azaldı. Bilgisayar ağları kuruyoruz,
bilgi otoyolları inşa ediyoruz,
kendi aramızdaki iletişimde zorlanıyoruz.
"Dünya barışı" der, silahlanırız!
Daha mutlu olmak için
"somurtarak"
çalışırız bugünlerde.
Eve çift maaşın girdiği, çiftlerin boşandığı…
Güzel evlerin yuva olmadığı…
Kısa seyahatlerin, kâğıt mendil gibi ilişkilerin…
Yıka çık gönüllerin…
Kilo kilo dertlerin ve her derde deva vitaminlerin…
Vitrinlerin dolu, gönüllerin boş olduğu günlerde yaşıyoruz! Bugünlerde..

10 Kasım 2012 Cumartesi

İşte o müthiş metin


 
 
 
LÜTFEN BU METNİ SABIRLA SONUNA KADAR, ÖNYARGISIZ OKUYUN, İSTERSENİZ PAYLAŞIN...
HANGİ ZEMİNİN ÜZERİNDE OTURDUĞUNU VE HANGİ MİRASI ALDIĞINI BİLMEYEN SADECE BAŞKALARININ KÖLESİ OLUR...
İşte o müthiş metin:
Atatürk'ten İsmet Paşa'ya
"SEVGİLİ Paşam, Cumhuriyet'in ilk başbakanı olarak seni düşünüyorum. Dur, hiç itiraz etme. Niye seni seçtiğimi şimdi anlayacaksın. Bizi yine büyük bir savaş bekliyor.
Durumumuzun bir bölümünü Cephe Komutanı ve Lozan Başdelegesi olarak elbette biliyorsun. Büyük devletlerin bu sefil duruma bakarak, kısa zamanda pes edeceğimizi sandıklarını Lozan dönüşü sen bize anlattın.

Ben sana şimdi bildiğinden daha da acıklı olan genel durumu özetleyeceğim. Bize geri, borçlu, hastalıklı bir vatan miras kaldı. Yoksul bir köylü devletiyiz. Dört mevsim kullanılabilir karayollarımız yok denecek kadar az. 4.000 km. kadar demiryolu var. Bir metresi bile bizim değil. Üstelik yetersiz. Ülkenin kuzeyini güneyine, batısını doğusuna bağlamamız, vatanın bütünlüğünü sağlamamız şart. Denizciliğimiz acınacak durumda. Köylümüzü topraklandırmalı, ihtiyacı olan bir çift öküz ile bir saban vererek çiftçi yapmalıyız.

Doğudaki aşiret, bey, ağa, şeyh düzeni Cumhuriyet'le de insanlıkla da bağdaşmaz. Bu durumu düzeltmeli, halkı kurtarmalıyız. Her yerde tefeciler halkı eziyor. Güya tarım ülkesiyiz ama ekmeklik unumuzun çoğunu dışarıdan getirtiyoruz. Sığır vebası hayvancılığımızı öldürüyor. Doktor sayımız 337, sağlık memuru 434, ebe sayısı 136. Pek az şehirde eczane var. Salgın hastalıklar insanlarımızı kırıyor. Üç milyon insanımız trahomlu. Sıtma, tifüs, verem, frengi, tifo salgın halinde. Bit ciddi sorun. Nüfusumuzun yarısı hasta. Bebek ölüm oranı % 60'ı geçiyor.

Nüfusun % 80'i kırsal bölgede yaşıyor. Bunun önemli bölümü göçebe. Telefon, motor, makine yok. Sanayi ürünlerini dışarıdan alıyoruz. Kiremiti bile ithal ediyoruz. Elektrik yalnız İstanbul ve İzmir'in bazı semtlerinde var. Düşmanın yaktığı köy sayısı 830. Yanan bina sayısı 114.408. Ülkeyi neredeyse yeniden kurmamız gerekiyor. Yunanistan'dan gelen göçmen sayısı da 400 bini geçecek.

İktisadi hayatımız da, eğitim durumumuz da içler acısı. İktisatçımız da çok az. Zorunlu okuma yaşındaki çocukların ancak dörtte birini okutabiliyoruz. Halkın eğitimi hiç çözülmemiş. Oysa Cumhuriyet'in insan malzemesini hazırlamalı, namus cephesini güçlendirmeliyiz. Kültür eserleri kaçırılmış, kaçırılmaya devam ediliyor. Raporlarda daha ayrıntılı, daha acı bilgiler var. Bunları Bakanlara ve parti yönetim kuruluna da ver. Genel durumu tam bilsinler. Bütçemiz, gelirimiz yetersiz. İktisadi çıkmazdan kurtulmak için geliştirdiğim bir düşüncem var. Bu düşünceyi günü gelince konuşuruz.

Hedefimiz milli iktisat, bağımsızlığın sürekli olması için iktisadi bağımsızlık temel ilkemiz olmalı. Osmanlı bu gerçeği geç fark etti. Fark ettiği zaman çok geç kalmıştı. Cumhuriyet'e uygun bir anayasaya gerek var. Bu zor durumdan nasıl çıkılabileceğini gösteren ne bir örnek var önümüzde, ne de bir deney. Ama yılmamak, ucuz, geçici çarelerle yetinmemek, halkı kurtarmak için sorunları çözmek, kalkınmak, ilerlemek, milli egemenliğe dayalı, uygar ve özgür bir toplum oluşturmak, yüzyılımızın düzeyine yetişmek, kısacası çağdaşlaşmak, bu büyük ideali tam olarak başarmak zorundayız. Bu ana kadar bu ideali koruyarak geldik. Bundan sonra daha hızlı yürümek zorundayız. Bunun için gerekli yöntemi, yolu birlikte arayıp bulacağız. Yoksul ve esir ülkelere örnek olacağız.

Kaderin bizim kuşağımıza yüklediği kutsal bir görev bu. Bu büyük görevin ağırlığını ve onurunu seninle paylaşmak istedim. Allah yardımcımız olsun!"

Tarih 30 Ekim 1923... Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa'yı Köşk'e davet eder. Ülkenin genel durumu hakkında hazırlattığı raporları İsmet Paşa'ya böyle sunar. Atatürk ve arkadaşlarının devraldıkları ülke işte böyle perişan durumdaydı. 10 Kasım'da parlak nutuklar atarak, bağlılıklarımızı bildirerek andığımız Atatürk'ün nasıl bir mucize yarattığının bilincinde miyiz? Bugün ona sahip çıkabiliyor muyuz? Yoksa sadece nutuk mu atıyoruz?
(*) Cumhuriyet - Türk Mucizesi, ikinci kitap - TURGUT ÖZAKMAN

16 Ekim 2012 Salı

SEN NEYMİŞSİN BE LİMON:)





Dondurulmuş limonun şaşırtıcı faydası
Bunların tamamı donmuş limondadır.
Restoranlardaki çoğu bilinçli tüketiciler limonun tamamını kullanır veya tüketirler, hiç bir kısmını ziyan etmezler.
Ziyan etmeden limonun tamamını nasıl kullanırsınız?
Basit... Limonu (yıkayıp) buz dolabınızın buzluk bölümüne koyuyorsunuz. Donduktan sonra mutfak rendesini alıp limonun tamamını rendeleyebilirsiniz. Soymanız falan gerekmiyor. Rendelenmişini yemeklerinizin üzerine serpebilir, sebze salatasına, dondurmaya, çorbaya, makarnaya, makarna sosuna, suşiye, balık porsiyonlarına katabilirsiniz.

Yemeklerin tamamı, daha önce hiç tatmadığınız mükemmel bir lezzet kazanacaktır.
Büyük olasılıkla, limon denince sadece limon suyu ve vitamin C aklınıza gelir. Sadece bu kadar olduğunu düşünürsünüz. Artık limonun gizemlerini öğrenince onu kupada içeceğiniz hazır çorbalarınıza bile katabileceksiniz.
Limonun tamamını kullanmanın, bir kısmını ziyan etmeyip yemeklerinize yeni bir lezzet katması dışında asıl avantajı nedir?


Rendelenmiş limonunuz, limonun sadece suyunda bulunandan 5 veya 10 kat daha fazla vitamin içerir. Ve evet, şimdiye kadar bunu kaybediyordunuz. Ama bundan sonra, tüm limonu dondurmak gibi basit bir işlem sonrasında, onu rendeleyip yemeklerinizin üzerine serperek tüm besleyici özelliklerini kullanıyor olacak, yani daha sağlıklı besleniyor olacaksınız. Ayrıca rendelenmiş limonun dinçleştirici ve vücuttaki toksinleri giderici etkisinden yararlanacaksınız.

İşte bunun için limonunuzu buzluğa koyun, donsun ve her gün yemeklerinizin üzerine rendeleyin. Böylece, yiyecek ve içeceklerinizi daha leziz hale getirip daha sağlıklı ve uzun yaşamın anahtarını kullanıyor olun! İşte limonun gizemi budur! Geç bile olsa başlayın, HİÇ olmamasından İYİDİR! Limonun sürpriz yararlarından faydalanın!

Limon (Citrus) kanser hücrelerini öldüren mucizevi bir üründür. Kemoterapiden çok daha tesirlidir. Bunu nereden mi biliyoruz? Çünkü kendilerine yüksek kârlar sağlayacağını bildikleri için limon özütünün sentetik versiyonlarını üretmeye uğraşan laboratuvarlar var.

İhtiyaç duyacağını düşündüğünüz dostlarınıza, limonun hastalık önleyici etkisi olduğunu duyurarak yardımcı olabilirsiniz. Tadı hoştur ve kemo-terapinin korkunç etkilerini göstermez. Kemo-terapi ilaçları üretiminden fayda sağlayan multi-milyoner büyük şirketlerin çıkarlarını riske atmamak adına bu gizemin özenle saklı tutulduğu sürece ne kadar insanın öleceği bilinmez.

Bilindiği üzere, iki çeşit limon ağacı vardır. Limon ve misket limonu. (konu olan limondur, diğeri değil). Limon meyvesini farklı şekillerde tüketebilirsiniz. Pulpa'sı yenebilir. Sıkılarak suyu çıkarılabilir. Limonlu içecekler yapılabilir, dondurma vs.. Limonun birçok vasfı sayılabilir ama en ilginci URLAR, YUMRULAR, KİSTLER, TÜMÖRLER üzerindeki etkisidir.

Bu bitkinin her tür kansere iyileştirici etkisi kanıtlanmıştır. Bazıları onun her tür kanserin tedavisinde faydalı olduğunu söyler. Ayrıca geniş spektrumlu anti-bakteriyel olarak iltihaplara / enfeksiyonlara ve mantara karşı kullanılır. Dahili parazit ve bağırsak kurtlarına karşı etkindir. Çok yüksek tansiyona karşı kan basıncını düzene sokar. Anti-depresandır. Strese ve asabi bozukluklara karşı iyi gelir.

Bu bilginin kaynağı ise çok etkileyicidir: Dünyanın en büyük ilaç üreticisi firmalarından biridir. Bu firmanın beyanına göre 1970'den beri 20'nin üzerinde yapılan laboratuvar testlerinde limon ekstrelerinin uygulanmasıyla; içlerinde kolon / kalın bağırsak, meme, prostat, akciğer ve pankreas da olmak üzere 12 kanser tipinde başarılı sonuçlar alınmıştır.

Limon ağacından elde edilen bileşiklerin, bütün dünyada kemo-terapide kullanılan Adiamycin ürününden 10 000 kat daha iyi olduğu saptanmış, kanser hücrelerinin gelişmesini yavaşlattığı gözlemlenmiştir. Daha da şaşırtıcı gözlem şudur ki: Limon özü kötü huylu kanser hücrelerini tahrip ederken sağlıklı hücrelere hiç zarar vermemektedir.

15 Ekim 2012 Pazartesi

mevlana'dan


Duyduğum, dokunduğum, gördüğüm, tattığım, kokladığım için var bu dünya..Farkında olduğum için.. Kendim yazdım, kendim oynadım en başından beri..
O yüzden ki bir dünya yarattım, roller verdim sahnedekilere..
Sevdim; sevgilim, paylaştım; dostum dedim..
En derinimde hissettim; annem, kızdım da kıyamadım; babam dedim..
Geçer dediklerimi geçirdim..
Biter dediklerimi bitirdim..
Nefret ettiklerimi sildim, geçtim..
Gün oldu; silkindim, yeter dedim..
Geride bıraktıklarım hesap sormaya kalkmasın o yüzden bana..
Farkında olduğum için var oldunuz, vazgeçtiğim için bugün yoksunuz..
Bu nasıl bir cüret ki; bir başka hayata müdahil olma, umarsızca sorgulama, pervasızca yargılama hakkını bulur insan kendinde..
Haddinizi aşmayın ey faniler..
Ben yok olmayı kabullenirken, kar taneleri mütemadiyen ayak izlerimi kapatmaktayken, güneş bile her gün batarken, sizdeki ne arsızlıktır; silinmeyi dahi kabul edemiyorsunuz bir başka faninin zihninden.. Mezarlıklar, kendini vazgeçilmez sananlarla doluyken, yerin üstündeki bu şatafat da neyin nesi oluyor acep?
Uğraştırmayın da dağılın hadi..
Dağılın ve gidin, ama bilin..
Kör cehalet çirkefleştirir insanları!
Suskunluğum asaletimdendir...
Her lafa verecek bir cevabım var...
Lakin bir lafa bakarım lafmı diye, bir de söyleyene bakarım adam mı diye...
Hz.Mevlana

14 Ekim 2012 Pazar

ANNE KİMDİR / NEDİR?





Bir erkek çocuğun kaleminden çıkmış ..
ANNE, dünyada karşılık beklemeden börek yapan tek insandır.
Karşılıksız sevginin ete kemiğe bürünmüş halidir!
Ne kadar üzsen de 10 Dakika sonra seni affeden zarif bir memeli türüdür.
Yağlý bile olsa tiksinmeden saçını okşayan, kucağına yatıran, öpüp koklayan tek varlıktır.
Meleğin süt verebilenidir.,-
Yarasın diye muhallebinin içine ciğer katarak çocuğuna yediren manyaklık derecesinde yaratıcıdır.
Yemek yemeyen çocuğun dikkatini çekmek için elindeki tencere ve Tavalarla maymunluk yapabilen kişidir.
Kafayıçocuklarıyla bozmuş,göbek bağı kopsa da yürek bağı asla kopmayan, sevgi dolu fedakar insan dişisidir.
 Bulaşık, ütü, vb yaparken bile otomatik olarak çene çalan, kendi kendine konuşan, kadın dırdırı denen mereti erkeklere daha küçükten belletendir .
Yemek uzmanı, düzen insani, bilgili,kültürlü her şeyi bilen şahsiyettir.
Yavrularını yol tarafından değil, kaldırım tarafından yürütendir.
 Dizi dizi incidir lakin gerektiğinde laf sokma dalında da birincidir.
Sevgiliden ayrılma haberi verildiğinde,'' amaaan ben sana daha güzelini bulurum'' diyebilen komik bir karakterdir.
'Oğlum aradım yoktun. Bende mesaj atayım dedim sana. Gelince ara beni emi aslan evladım. şapkasız çıkma o karda. Kara börülcem benim öptüm annen, şeklinde mesajlar atabilen, teknolojiyi ısrarla reddeden, kabullenemeyen, kafasına göre yorumlayan bilişim düşmanıdır.
  *** AMA ... AMA dünyanın en güzel kucağına sahip, en güzel kokan, harikulade bir varlıktır , Olmadık yerlerde ''iyi ki doğurmuşum Ulen seni!'' diyen ve benim hatırıma benimle Freddy mercury dinleyen bir sabır ağacıdır.
Evlatlarını asla ayırmayan, aynı zamanda birbirinden koruyan güç abidesidir.
Evde bir yere uzandığınız an orada temizlik yapacağı tutan, temizlik konusunda kayışı kopardığından temizlikçi gelecek diye evi temizleyen balans ayarı kaçmış temizlik kaynağıdır.
Mutfakta yaşayan, evde herkesi idare eden bir tür canlıdır.
Sevginin güçlerini birleştirdiği sonsuz bakiredir !!
Oğlunun damat - kızının gelin olduğunu görünce, çocuğu mezun olunca,çocuğu gol atınca,çocuğu hasta olunca, çocuğu askere gidince, asmalı kabağı seyredince,dolar yükselince velhasıl buna benzer bir sürü şeye ağlayabilen, bu mesajı okurken duygulanıp - gözleri dolabilen,ağlamaya meyilli bir yapısı olan duygu pınarıdır.
Son kiiii üç dört;
 Uzakta dursa da yakın hissedilen, canı hep istenen, asla vazgeçilmeyen,dizinin dibinde olmak istenen, evlatların varlığını varlığına armağan edebileceği, *** ıslak - kuru AMA heeeep duygulu*** en önemlisi; kıçı başı oynamayan.. Tek kadın modelidir...Anne
Çocuğu için hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan, kendi acı ve sıkıntılarını içine gömüp, çocuğunun en basit sorunlarını bile kendine dert edinip, onları çözmek için ortalığı seferber eden, konu çocuğuna gelince,bazı kadınların tipik özelliği olan bencillikten, yakınmadan, nankörlükten uzak, fedakar, özverili bir dişi türüdür.
KISACASI OLMASI GEREKTİĞİ GİBİ, ANA GİBİ ANADIR…


1 Ekim 2012 Pazartesi

ESKİDEN




Ne güzel insanlar vardı eskiden.
Çocukluğumuzu kaplamışlardı.
Bize masal anlatırlardı
Cinlerden, perilerden.
Büyük anneler, büyük babalar vardı.
O zaman hepsi uzaktı ölümden.
Hem sevdirir hem korkuturlardı.
Acı hikayeleri bile tatlı başlardı.
Demek bunun için gittiler hikayelerden.
Ne güzel insanlar vardı eskiden.

Ne güzel şarkılar vardı eskiden.
Gençliğimizi donatırlardı.
Hep iyi şeyler hatırlatırlardı
Geçip gitmiş devirlerden.
Sevgi ve ümit yaratırlardı.
O zaman her şey uzaktı ölümden.
Yanık şarkılar bile neşeli başlardı.
İster istemez saadet taşardı
Gamsız günlerimizden.
Ne güzel zamanlar vardı eskiden.

Ne güzel şarkılar vardı eskiden.
Hayal içinde yaşatırlardı.
Güldürür ağlatırlardı
Duymadan biz, düşünmeden.
Her an bir asır kadardı.
O zaman herkes uzaktı ölümden.
Candan sevdiklerimiz vardı.
Hepsi başka güzeldi, bizi tanımazlardı.
Bütün yollarımız geçerdi gül bahçelerinden.
Ne güzel zamanlar vardı eskiden.

Özdemir Asaf




HALİL İBRAHİM BEREKETİ


Vaktiyle birbirini çok seven iki kardeş varmış....
Büyüğü Halil....
Küçüğü ise İbrahim...
Halil, evli çocuklu.
İbrahim ise bekarmış... Ortak bir tarlaları varmış iki kardeşin...
Ne mahsul çıkarsa, iki pay ederlermiş. Bununla geçinip giderlermiş...
Bir yıl, yine harman yapmışlar buğdayı.
İkiye ayırmışlar..... İş kalmış taşımaya....
Halil, bir teklif yapmış :
- İbrahim kardeşim ; Ben gidip çuvalları getireyim. Sen buğdayı bekle.
- Peki ağbi demiş İbrahim... 
Ve Halil gitmiş çuval getirmeye... .
O gidince, düşünmüş İbrahim: Ağbim evli, çocuklu. Daha çok buğday lazım onun evine
Böyle demiş ve, kendi payından bir miktar atmış onunkine...
Az sonra Halil çıkagelmiş.
- Haydi İbrahim...! demiş, önce sen doldur da taşı ambara.
- Peki ağbi...! 
İbrahim, kendi yığınından bir çuval doldurup düşmüş yola..
O gidince, Halil düşünmüş bu defa:
- Çok şükür, ben evliyim, kurulu bir düzenim de var. Ama kardeşim bekar. O daha çalışıp, para biriktirecek. Ev kurup evlenecek.
Böyle düşünerek, kendi payından atmış onunkine birkaç kürek.....
Velhasıl , biri gittiğinde, öbürü, kendi payından atmış onunkine.
Bu, böyle sürüp gitmiş..... Ama birbirlerinden habersizlermiş.
Nihayet akşam olmuş. Karanlık basmış.
Görmüşler ki, bitmiyor buğdaylar.
Hatta azalmıyor bile.... Hak teala bu hali çok beğenir.
Buğdaylarına bir bereket verir, bir bereket verir ki ...
Günlerce taşır iki kardeş , bitiremezler. Şaşarlar bu işe...
Aksine çoğalır buğdayları. Dolar taşar ambarları.
Bugün 'Bereket' denilince, bu kardeşler akla gelir.
Bu bereketin adı : Halil İbrahim bereketidir. ..

7 Eylül 2012 Cuma

Öğrendim ki…


Öğrendim ki…
Kimseyi sizi sevmeye zorlayamazsınız.
Kendinizi sevilecek insan yapabilirsiniz,
Gerisini karşı tarafa bırakırsınız.

Öğrendim ki…
Güveni geliştirmek yıllar alıyor,
Yıkmak bir dakika.

Öğrendim ki…
Hayatında nelere sahip olduğun değil
Kiminle olduğun önemli.

Öğrendim ki…
Sevimlilik yaparak 15 dakika kazanmak mümkün
Ama sonrası için bir şeyler bilmek gerek.

Öğrendim ki…
Kendini en iyilerle kıyaslamak değil
Kendi en iyinle kıyaslamak sonuç getirir.

Öğrendim ki…
İnsanların başına ne geldiği değil
O durumda ne yaptıkları önemli.

Öğrendim ki…
Ne kadar küçük dilimlersen dilimle
Her işin iki yüzü var.

Öğrendim ki…
Olmak istediğim insan olabilmem
Çok vakit alıyor.

Öğrendim ki…
Karşılık vermek
Düşünmekten çok daha basit.

Öğrendim ki…
Bütün sevdiklerinle iyi ayrılman gerek
Hangisi son görüşme olacak bilemiyorsun.

Öğrendim ki…
'Bittim' dediğin andan itibaren
Pilinin bitmesine daha çok var.

Öğrendim ki…
Sen tepkilerini kontrol edemezsen
Tepkilerin hayatını kontrol eder.

Öğrendim ki…
Kahraman dediğimiz insanlar
Bir şey yapılması gerektiğinde
Yapılması gerekeni
Şartlar ne olursa olsun yapanlar.

Öğrendim ki…
Affetmeyi öğrenmek deneyerek oluyor.

Öğrendim ki…
Bazı insanlar sizi çok seviyor
Ama bunu nasıl göstereceğini bilemiyor.

Öğrendim ki…
Ne kadar ilgi ve ihtimam gösterseniz
Bazıları hiç karşılık vermiyor.

Öğrendim ki…
Para ucuz bir başarı.

Öğrendim ki…
En iyi arkadaşla sıkıcı an olmaz.

Öğrendim ki…
Düştüğün anda seni tekmeleyeceğini düşündüklerinden bazıları
Kaldırmak için elini uzatır.

Öğrendim ki…
İki insan aynı şeye bakıp
Tamamen farklı şeyler görebilir.

Öğrendim ki…
Aşık olmanın ve aşkı yaşamanın çok çeşidi vardır.

Öğrendim ki…
Her şartta kendisiyle dürüst kalanlar
Daha uzun yol yürüyor.


Öğrendim ki…
Hiç tanımadığın insanlar,
iki saat içinde,
senin hayatını değiştirir.

Öğrendim ki…
Anlatmak ve yazmak ruhu rahatlatır.

Öğrendim ki…
Duvarda asılı diplomalar
İnsanı insan yapmaya yetmez.

Öğrendim ki…
Aşk kelimesi ne kadar çok kullanılırsa, anlam yükü o kadar azalır.

Öğrendim ki…
Karşısındakini kırmamak ve inançlarını savunmak arasında çizginin
nereden geçtiğini bulmak zor.

Öğrendim ki…
Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez.
Gerçek aşkların da!

Öğrendim ki…
Tecrübenin kaç yaşgünü partisi yaşadığınızla ilgisi yok,
Ne tür deneyimler yaşadığınızla var.

Öğrendim ki…
Aile hep insanın yanında olmuyor.
Akrabanız olmayan insanlardan ilgi, sevgi ve güven öğrenebiliyorsunuz.
Aile her zaman biyolojik değil.

Öğrendim ki…
Ne kadar yakın olursa olsunlar
En iyi arkadaşlar da ara sıra üzebilir.
Onları affetmek gerekir.

Öğrendim ki…
Bazen başkalarını affetmek yetmiyor.
Bazen insanın kendisini affedebilmesi gerekiyor.

Öğrendim ki…
Yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın
Dünya sizin için dönmesini durdurmuyor.

Öğrendim ki…
Şartlar ve olaylar,
Kim olduğumuzu etkilemiş olabilir.
Ama ne olduğumuzdan kendimiz sorumluyuz.

Öğrendim ki…
İki kişi münakaşa ediyorsa,
Bu birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmez.
Etmemeleri de sevdikleri anlamına gelmez.

Öğrendim ki…
Her problem kendi içinde bir fırsat saklar.
Ve problem, fırsatın yanında cüce kalır.

Öğrendim ki…
Sevgiyi çabuk kaybediyorsun, pişmanlığın uzun yıllar sürüyor.

Ataol Behramoğlu

6 Eylül 2012 Perşembe

HADİ BİR KAHVE İÇELİM SİZLERLE DOSTLAR


EŞLE; hadi bir kahve içelim : HUZUR'dur..! Köpüklere GÜVEN karışır, dudağının kenarına hafif bir TEBESSÜM kondurur..!

ANNEYLE içilen; hadi bir sohbet ederken kahve içelim : GÜÇ'tür..! Köpüğünde ANNE ŞEFKATİ vardır, TELVESİNDE hayatın yorgunluğu..!
...

TEK BAŞINA balkonda içilen kahve : YANLIZLIK'tır; ACIDIR TADI. Köpüğüde, telveside GÖZYAŞI kokar..!

BABA ile içilen kahve : SEVGİ dir..! Az şekerli, HEP BENİMLE OL'dur telvesi..!

BEKLEMEDİĞİN bir anda gelen kahve : BAŞKA'dır..! Isıtıverir içini..!

YORGUNKEN içilen kahve : HAFİFLETİR, yorgunluğunu alır..!

DOSTLARLA içilen kahve : NEŞE'dir..! Kahkahalar KÖPÜKLER üzerinde yüzer..!

O yüzden; yalnız içmeye GÖNLÜM elvermedi..!
İstedim ki : KAHKAHALARIMIZ; birlikte köpükler üzerinde yüzsün..!

AFİYET OLSUN..! ...♥...

5 Eylül 2012 Çarşamba

ÖFKELENİNCE NEDEN BAĞIRIRIZ ?


Hintli bir ermiş öğrencileri ile gezinirken Ganj nehri kenarında birbirlerine öfke içinde bağıran bir aile görmüş. Öğrencilerine dönüp “insanlar neden birbirlerine öfke ile bağırırlar?” diye sormuş. Öğrencilerden biri “çünkü sükûnetimizi kaybederiz” deyince ermiş “ama öfkelendiğimiz insan yanı başımızdayken neden bağırırız? O kişiye söylemek istediklerimizi daha alçak bir ses tonu ile de aktarabilecekken niye bağırırız? ” diye tekrar sormuş.
Öğrencilerden ses çıkmayınca anlatmaya başlamış: “İki insan birbirine öfkelendiği zaman, kalpleri birbirinden uzaklaşır. Bu uzak mesafeden birbirlerinin kalplerine seslerini duyurabilmek için bağırmak zorunda kalırlar. Ne kadar çok öfkelenirlerse, arada açılan mesafeyi kapatabilmek için o kadar çok bağırmaları gerekir.”
“Peki, iki insan birbirini sevdiğinde ne olur? Birbirlerine bağırmak yerine sakince konuşurlar, çünkü kalpleri birbirine yakındır, arada mesafe ya yoktur ya da çok azdır. Peki, iki insan birbirini daha da fazla severse ne olur? Artık konuşmazlar, sadece fısıldaşırlar çünkü kalpleri birbirlerine daha da yakınlaşmıştır. Artık bir süre sonra konuşmalarına bile gerek kalmaz, sadece birbirlerine bakmaları yeterli olur. İşte birbirini gerçek anlamda seven iki insanın yakınlığı böyle bir şeydir.”
Daha sonra ermiş öğrencilerine bakarak şöyle devam etmiş: “ Bu nedenle tartıştığınız zaman kalplerinizin arasına mesafe girmesine izin vermeyin. Aranıza mesafe koyacak sözcüklerden uzak durun. Aksi takdirde mesafenin arttığı öyle bir gün gelir ki, geriye dönüp birbirinize yakınlaşacak yolu bulamayabilirsiniz.”

31 Ağustos 2012 Cuma

Buluşmak Üzere





Diyelim yağmura tutuldun bir gün
Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek
Öbür yanda güneş kendi keyfinde
Ne de olsa yaz yağmuru
Pırıl pırıl düşüyor damlalar
Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın
Dar attın kendini karşı evin sundurmasına
İşte o evin kapısında bulacaksın beni

Diyelim için çekti bir sabah vakti
Erkenceden denize gireyim dedin
Kulaç attıkça sen
Patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan
Ege denizi bu efendi deniz
Seslenmiyor
Derken bi de dibe dalayım diyorsun
İçine doğdu belki de
İşte çil çil koşuşan balıklar
Lapinalar gümüşler var ya
Eylim eylim salınan yosunlar
Onların arasında bulacaksın beni

Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya
Çakmak çakmak gözleri
Meydan ya Taksim ya Beyazıt meydanı
Herkes orda sen de ordasın
Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından
Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim
Özgürlüğe mutluluğa doğru
Her işin başında sevgi diyor
Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili
Bi de başını çeviriyorsun ki
Yanında ben varım
Can Yücel

29 Ağustos 2012 Çarşamba

30 AĞUSTOS

İZMİR ATA KOLEJİ ÖĞRENCİLERİNİN 30 AĞUSTOS KUTLAMA PROJESİ ÇERÇEVESİNDE ÇEKİLEN FOTOĞRAFLARI.


söyleyecek söz bulamadım.tüylerim diken diken ,gözlerim dolu ,içim yanarak hayranlıkla dakikalarca seyrettim bu fotoğrafı. kim düşünmüşse binlerce teşekkürler.Helal Olsun  Tüm Atatürk ve Cumhuriyet Gençliğine; gözlerinizden öpüyorum sizleri... unutmayacağız unutturamayacaklar...

28 Ağustos 2012 Salı

ŞAHMERAN


 
Vaktiyle, binlerce yılanın yaşadığı bir mağaraya yanlışlıkla giren bir adam, yılanlar tarafından padişahları Şahmeran'a götürülür. Şahmeran adama canını bağışlayacağını ancak kendisini misafir etmek zorunda olduğunu söyler. Yerini bilen birini serbest bırakarak kendi hayatını tehlikeye atmak istememektedir. Şahmeran ona çok iyi davranır. Adam bir dediği iki edilmeden bütün ihtiyaçları sağlanarak yaşamakta, günlerinin büyük bölümünü Şahmeran'la sohbet ederek geçirmektedir.

Ne kadar rahat da olsa, gerçek dünyadan uzak bir mağarada süren bu hayattan sıkılan adam, bir gün yeryüzüne dönmek için Şahmeran'dan izin ister. Şahmeran adama güveninin tam olduğunu, yerini kimseye söylemeyeceğine inandığını belirterek gitmesine izin verir. Ancak kendisini gördüğü için vücudunun pul pul olacağını, bu yüzden vücudunu kimseye göstermemesi gerektiğini de tembih eder.

Yeryüzünde normal hayatına dönen adam, Şah-meran'ı gördüğünü hiç kimseye söylemez. Bu arada padi...
şahın kızı hasta olmuş, tedavisi için bütün ülke seferber edilmiştir. Kızın iyileşmesini en çok isteyenlerden biri de vezirdir. Gerçek amacı kızla evlenip oğlu olmayan padişahın yerine ülke yönetimini ele geçirmek olan vezir, bütün büyücüleri toplayarak, bu hastalığa çare bulmalarını ister. Büyücülerden birisi, Şahmeran'm bulunup öldürülmesi ve vücudundan alınacak bazı parçaların kaynatılıp içirilmesi durumunda kızın iyi olacağını söyler. Şahmeran'ı bulabilmek için de vücudu pullu kişilerin aranması gerektiğini ekler. Vezir ülkedeki herkesi zorunlu olarak hamama götürüp soydurarak, Şahmeran'ı gören kişiyi bulur. Adam, Şahmeran'ı öldüreceğini vaat ederek mağaraya gider.

Şahmeran'a bütün gerçekleri anlattıktan sonra, ne yapması gerektiğini sorar. Şahmeran: "Ölümümün senin elinden olacağını zaten biliyordum" diyerek kendisini öldürmesini, ancak bunun gizli tutulmasını ister. Çünkü öldüğü duyulursa, dünyadaki bütün yılanlar, insanlardan öç almaya kalkacaklardır. Daha sonra: "Kuyruğumun suyunu kaynat ve vezire içir ki kısa zamanda ölsün. Gövdemin suyunu kaynat ve kıza içir ki iyileşsin. Kafamın suyunu kaynat ve iç ki Lokman Hekim olasın" diye ekler. Adam biraz da buruk bir şekilde bunları dinler. Şahmeran yılanlara, adamın misafiri olarak gideceğini, çok uzun yıllar dönmeyeceğini, kendisini merak etmemelerini söyler ve yeryüzüne çıkarlar. Adam Şahmeran'm dediklerini yapar. Vezir ölür, kız iyileşir, kendisi de Lokman Hekim olur

9 Ağustos 2012 Perşembe

canım oğluma / kızıma

Benim yaşlandığımı düşündüğün gün
Sabırlı ol lütfen ve beni anlamaya çalış…

Yemek yerken üstümü kirletirsem… üzerimi değiştirecek gücüm yoksa.
Lütfen sabırlı ol. Benim sana bir şeyler öğretmek için seninle ilgilendiğim zamanları hatırla...

Seninle konuşurken, sürekli aynı şeyleri 1000 kere tekrarlıyorsam… sözümü kesme beni dinle.

Sen küçükken, uyuyana kadar sana aynı hikayeyi 1000 defa tekrar tekrar okumak zorunda kalıyordum.

Banyo yapmak istemediğimde;

Beni utandırma yada azarlama…

Seni banyoya götürmek için icat ettiğim küçük yöntemlerimi ve oyunlarımı hatırla…

Yeni teknolojiler karşındaki cahilliğimi görürsen… bana zaman tanı ve beni yüzünde alaycı bir gülümsemeyle izleme…

Bazı zamanlarda unutkan olursam yahut konuşmalarımızda ipin ucunu kaçırırsam… lütfen hatırlamam için gerekli zamanı bana tanı… eğer hatırlayamazsam, sinirlenme… çünkü asıl önemli olan benim konuşmam değil, senin yanında olabilmem ve senin beni dinliyor olmandır.

Ben sana bir sürü şeyi nasıl yapacağını gösterdim…

İyi yemek yemeyi, iyi giyinmeyi… yaşamı göğüslemeyi…

Eğer birşey yemek istemezsem, baskı yapma bana. Ne zaman yemem yada yememem gerektiğini ben gayet iyi bilirim.

Ve yaşlı bacaklarım yürümeme izin vermediğinde...
 bana elini ver…

Tıpkı, benim sana ilk adımlarını atarken verdiğim gibi.

Ve bir gün artık daha fazla yaşamak istemediğimi söylediğimde… ve ölmek istediğimi…

kızma… Birgün anlayacaksın…

yaşımın; zevk alma değil artık idareten yaşama yaşı olduğunu anlamaya çalış,

Bir gün şunu anlayacaksın:

hatalarıma karşın hep senin için iyi olanı gerçekleştirmeye çabaladım ve

senin yolunu hazırlamaya çalıştım

Senin yanında olduğumda üzgün, kızgın yada güçsüz hissetme kendini.

Benim yanımda olmalısın, beni anlamalısın ve bana yardım etmelisin.

Yürümeme yardımcı ol… ve yolumu sabır ile, sevgi ile bitirmeme....

Benim için yaptıklarını, bir gülümseme ve senin için her zaman taşıdığım çok derin bir sevgi ile geri ödeyebilirim ancak.

Seni çok seviyorum oğlum/kızım….
Ve hep seveceğim…

8 Ağustos 2012 Çarşamba

YAŞLANDIKÇA GENÇLEŞEBİLMEK...

Gençlik bir hayat devresi değil,bir akıl halidir.
Yıllar cildi buruşturabilir,ancak heyecanların bitişiyle ruh buruşur.
İnsan ,kendine olan güveni kadar GENÇ,Kuşkusu kadar YAŞLI,
Cesareti kadar GENÇ,Korkuları kadar YAŞLI,
Umudu kadar GENÇ,Bezginliği kadar YAŞILDIR.
Hiç kimse fazla yaşamış olmakla yaşlanmaz,
İnsanları yaşlandıran ideallerinin bitmesidir.
Kalbi sevdikçe,neşe duydukça,güzellikleri fark ettikçe,beyni yeni şeyler keşf ettikçe,herkes gençtir.
İnsanlar yaşadıkça yaşlandıklarını sanırlar,oysa yaşamadıkça yaşlanırlar.
İnsan ,yaşlı olmaya karar verdiği gün yaşlanır..!

W.E GLADSTONE